Menü Samsun Ekspres
Tarih: 15.03.2026 15:32
    İRAN SAVAŞININ TÜRKİYE VE KIBRIS’A ETKİSİ…

İRAN SAVAŞININ TÜRKİYE VE KIBRIS’A ETKİSİ…

Facebook Twitter Linked-in

                 Amerika ve İsrail'in İran'a saldırısıyla başlayan savaş, hem Ortadoğu'nun, hem de Doğu Akdeniz'in yeniden ısınmasına neden olduğu gibi bu hassas gelişmeler Kıbrıs adasına da yansımıştır.   Zaten yıllardan beri uygulanan Büyük Orta Doğu projesi ile Orta Doğu ülkelerinin yeni baştan dizayn edilmesi hedeflenirken, Kıbrıs adası üzerinde oynanan türlü oyunlarla adanın tamamen Hristiyan âleminin eline geçmesi de bu planın esas hedefleri arasındadır.

      Orta doğuda İran'a yapılan bu saldırı ile BOP 'un sondan bir evvelki halkası da tamamlanmak üzeredir. Geriye henüz telaffuz edilemeyen son halka/son hedefin yeniden dizayn edilmesi kalacaktır.

   Telaffuz edilmese de Amerika'da harp akademisinde günü geldiğinde nasıl ele geçirileceği harp oyunlarına konu olan bu son halka da vatanımız Türkiye'dir.

  Devletimizin bugüne değin Orta Doğu'da yaşanan tüm savaşlara tarafsız bir politika ile yaklaşması, yaşanan savaşlar nedeniyle sadece çaresiz insanları sığındığı bir ülke olarak bu insanlık dramına kucak açması ile süreç doğru bir şekilde yönetilmiş; sınırlarımızın dışında yaşanan, bizi hiçbir şekilde ilgilendirmeyen bu insanlık facialarına taraf olunmamıştır.

  Amerika ve onun Orta Doğu'daki piyonu İsrail'in çoluk, çocuk, kadın, yaşlı, hasta demeden yıllardan beri katlettikleri Müslümanların yaşadığı bu zulme karşı birkaç ülkenin dışında dünyanın hiçbir yanından tepki gelmemektedir.

  Gazze'de yaşanan savaşın insanlık dışı görüntüleri hafızalarımıza kazınmışken İran'da okulların, hastanelerin füzelerle yerle bir edilmesi, masum çocukların, hastaların katledilmesi nasıl kabul edilebilir?

  Bu kritik süreçte ifade edilmesi gereken en önemli husus ülkemizin Orta Doğu'da yaşanan bu savaşların hiçbirisine katılmamış olması, bu yönde kurulan hiçbir tuzağa düşmemiş olmasıdır.

  Yaklaşık 15 günden beri süregelen Amerika/İsrail – İran savaşında da aynı hassasiyet devam etmekte özellikle Türkiye'yi de savaşa çekme tuzakları dikkatle takip edilmektedir.

  Savaş başladığından beri Türkiye'ye yönelik üç füzenin atılması, bu füzelerin NATO'nun hava savunma sistemleri tarafından etkisiz hale getirilmesi değerlendirilecek olursa ülkemizin bir şekilde savaşa katılmasını tetiklemek amacıyla yapılmış olduğu da düşünülmelidir.

  Diğer taraftan Amerika henüz İran'a karşı tam olarak bir üstünlük sağlamış değildir. Bugüne kadar kara harekâtını hiç dillendirmeyen Trump, Körfeze doğru Amerikan Deniz Piyadelerini gönderme kararı almıştır.

  Amerika'nın İran'da istediğini elde edebilmesi sadece hava harekâtıyla mümkün değildir. Bu savaşın ancak kara harekâtıyla kazanılabileceği giderek dillendirilmektedir.

  Amerika ilk planda binlerce kilometre uzaktan, binlerce askerini İran savaşına göndermek istemeyeceğine göre, bu coğrafyaya en yakın dost ve müttefik ülkesi Türkiye'ye müracaat etmesi kaçınılmaz olacaktır.

 İşte tam da bu noktada hassas olmak, ülkemizi böylesi bir oyunun içine sokmamak adına ülke yönetimin çok dikkatli olması gerekmektedir. 

  Amerika'nın 2003 yılında Irak'ı işgal için 80000 Amerikan askerinin Türkiye'de konuşlanması, buradan Irak'a girmesi 250 Amerikan uçağının İncirlik üssünü kullanmak isteği 4 liman ve 6 havaalanının Amerika'ya tahsis edilmesi isteği unutulmuş değildir. 

   Bu dayatma TBMM'de 1 Mart 2003 tarihinde reddedilmiş, dolayısıyla Türkiye savaşın tarafı olmamıştır.  Bugün de Amerika'nın olası böyle bir teklifine hayır denmeli, savaşın tarafı olunmamalıdır. 

   Bu savaş hiçbir şekilde bizim savaşımız değildir. Olamaz da. Amerika'nın Orta Doğu petrollerini ele geçirmek adına uygulamış olduğu BOP ne karşı dik durmamız, oyunlara gelmememiz ülkemiz için hayati önemdedir.

  İran'da yaşanan savaş tüm coğrafyayı etkilerken, özellikle Kıbrıs'ta yaşanan gelişmeler de dikkatle takip edilmektedir.

   Kıbrıs'a gelince:

   Güney Kıbrıs Rum Kesiminin adanın garantörlük ve güvenlik anlaşmalarının hilafına pek çok ülkeye üs vermesi, savaşın başlamasıyla birlikte Güney Kıbrıs Rum kesimi, İran'dan İngiliz üssüne atılan füzelerin hedefi olmuş, bunu fırsat bilen Rum kesimi güvenlik bahanesi ve burası AB'ne üyedir gerekçesi ile toplamda 7 ülkenin savaş gemilerinin, uçaklarının adaya gelmesini sağlamıştır.

    Bu arada İran'dan atılan füzenin KKTC'nin hemen dibindeki Larnaka'daki Dikelya üssüne değil de Liamasol'daki Agratur üssüne atılmasını da düşünmek gerekir…

    Adanın güneyine yapılan bu yığınak oldukça anlamlı ve dikkate değerdir. 1960 garantörlük anlaşması ortadayken bu yığılma ne anlama gelmektedir.

  Yoksa Rum tarafı Yunanistan'la birlikte yeni bir oyunun peşinde midir? 

    Amerika, İran'a yapacağı kara harekâtı için Türkiye'den asker talep eder de Türkiye buna evet diyerek savaşa girerse, Kıbrıs'ın güneyine yapılan bu yığınağa güvenen Rum tarafı 1974'te kaybettiği toprakları geri alabilmek adına bir çılgınlığa kalkabilir mi? Diye düşünmek gerekir!

   Böylesine bir çılgınlık Trakya'da Türkiye – Yunanistan cephesine de sıçrayacak, Türkiye bir taraftan İran, bir taraftan Kıbrıs, bir taraftan da Yunanistan cephesinde savaşla burun buruna gelecektir! Bugün için bir komplo teorisi gibi görünen bu gelişme, hiç beklenmedik bir anda gerçeğe de dönüşebilir.

    İşte bu nedenledir ki, ülkemizin savaşın dışında kalması, Amerika'nın Orta Doğu tuzaklarına düşmemesi. Hem devletimizin geleceği hem de KKTC'nin yaşaması açısından çok önemlidir.

 Yüce Atatürk; ''Yurtta Sulh Cihanda Sulh'' ilkesini boşuna söylememiştir.

 

Atilla Çilingir

www.atillacilingir.com

15 Mart 2026

 




Orjinal Habere Git
— HABER SONU —