İran’da molla rejimine karşı bazı göstericiler Şah geri gelsin diyor. Oysaki Şah’lıkta da Mollalar gibi demokrasi yoktur. Demokrasiyi yaşamayan cahil toplumlar, demokrasinin ekmek su kadar önemli olduğunu bilmez. Eğitimli olanlar ise yaşamamış olsa da diğer Dünya demokrasilerini araştırır, demokrasinin faziletlerini öğrenir.
Bu nedenledir ki, dikta rejimler eğitime düşmandır. Halkı eğitimsiz ve cahil bırakarak biat kültürü yaratırlar. Halkı ve ülkenin varlıklarını rahat sömürür ve kullanırlar. Bunun içindir ki, iç sömürü en az dış sömürü kadar topluma zarar verir.
İkinci Dünya savaşından sonra, demokrasi trendi yükseldi. 1991 sovyetlerin dağılması ile daha da yükseldi. Ama diktatör çeteleri savaş tehdidi, dış tehdit oluşturarak, popülizmi kullanarak 2000’li yıllardan bugüne kadar demokrasi trendini tersine çevirdiler.
Venezuela’da Maduro’nun yakalanmasından sonra hapisteki muhalifler ve gazeteciler, düşünce adamları serbest bırakıldı. Şimdi İran da demokrasiye geçerse, insanlığın dikta rejimlerden kurtulma umudu artar, demokrasi trendi yeniden artmaya başlar.
Demokrasi ile büyüme arasındaki ilişki;
Demokrasi temeline dayanmayan büyüme hem sürdürülemez hem de toplumsal refahı sağlanamaz. Zira toplumsal refah kalkınma ile sağlanır. Demokrasinin olmadığı dikta rejimlerinde de büyüme olabilir. Ancak kaynakların dikta elinde veya bir azınlık gurupta toplanması, gelir dağılımını bozar. Devletin sağlık, eğitim ve istihdam yaratmak için ayırması gereken kaynakları, otokrasiyi sürdürmek için destek olanlara dağıtması, gelir dağılımı yanında refah göstergelerini de düşürür. Uzun vadede kaynak kullanımında etkinlik azalır. Kaynak kullanımında etkinliğin düşmesi, orta ve uzun dönemde büyümeyi de düşürür.
Birçok ülkede yaşanan dikta rejimlerin kısa sürede meyvesini verecek yatırımları tercih etmesi, halkın tepkisini bastırmak ve halk desteği almak telaşından ileri geliyor.
Otokraside dikta rejimlerinde, diktatörler varlıklarını sürdürmek için veya maddi imkan sağlamak için ticari faaliyetleri de yönlendiriyor.
“2024 yıllık petrol ihracatı 180 milyar dolar civarında olan ve dünyanın en zengin 24. ülkesi olan Suudi Arabistan’ın 35 milyonluk nüfusunun 6 milyonu yoksulluk sınırında yaşıyor. Nüfusun yüzde 30’u gecekondularda, halkın yüzde 32’side kirada oturuyor.”
Dünyada iktisadi gelişmesini tamamlamış ülkelerin tamamında, demokratik temele dayanan kurumlar oluşmuştur. Demokratik temele dayanan kurumlar, şeffaf devlet, siyasi partiler ve serbest seçimler, hukuk düzeni, özgür ve tarafsız basın, mülkiyet haklarını garanti altına alan ekonomik, sosyal ve hukuki düzendir.
Demokrasi ile kalkınma arasındaki ilişki,
Aslında bizzat demokrasi de kalkınma göstergelerinden birisidir. GSYH’ da büyüme mekanik bir hesaptır. Kalkınma ise sosyal gelişme ve toplumsal refahı kapsar. Bu nedenle; demokrasi ile büyüme arasında ve demokrasi ile kalkınma arasındaki ilişkiler kısa ve orta dönemde paralel değildir.
Gelişmekte olan ülkelerde Demokrasi geliştikçe, toplum siyasi tercih yoluyla daha iyi yaşam koşulları, sağlık ve eğitim hizmetleri, temiz suya erişim gibi gelişmiş ülkelerdeki hizmetleri talep ederler.
Dikta rejimlerde bunu yapamazlar. Her şey diktatörün vicdanına kalmıştır.
Demokrasilerde; Girişim ve risk alma hürriyeti, mülkiyet hakkı ve bu hakkın hukuk düzeni ile teminat altına alınması, üretim faktörlerinin serbestçe kullanılmasını sağlayan bir hukuki ve sosyal düzen, basın özgürlüğü, düşünce ve fikir hürriyeti, haberleşme hürriyeti, devletin ve siyasi iktidarların iktisadi ajanlar ve üretim faktörleri karşısında tarafsız olması halinde ancak insanlar kendi yaşam ve refahlarını da daha etkin planlayacaktır. Kaldı ki Demokrasiler yatırım için güven ortamı yaratır. Geleceğe ilişkin belirsizlikleri azaltır.
Demokrasi ve kalkınma denilince, herkes Çin örneğini veriyor. Çin piyasa ekonomisi ve devletçilik kuralları içinde ayrıca kurumsal devlet
olduğu için bir yere geldi ve fakat demokrasi olmadığı için burada durdu. GSYH’da büyüme oranı durdu. Yabancı yatırım sermayesi girişi azaldı
