Osman DOST


Ekonomiyi Düzeltmek İçin Lütfen Bir Araya Geliniz

Ekonomiyi Düzeltmek İçin Lütfen Bir Araya Geliniz


 

Ülkemiz uzun yıllardır ekonomik kriz, hayat pahalılığı ve işsizlik sarmalıyla mücadele ediyor. En ağır bedeli ise gençler ödüyor. Büyük emekler vererek üniversite diploması alan gençlerimiz, mezuniyet sevinçlerini yaşamaya fırsat bulamadan işsizlik gerçeğiyle yüzleşiyor. Eğitimli ama umutsuz bir gençlik, bir ülke için en büyük alarmdır.

 

Bugün gelinen noktada sorun yalnızca ekonomik değil; aynı zamanda yönetim anlayışıyla da ilgilidir. Kamu kadroları, işe uygun insan anlayışıyla değil, insana göre iş anlayışıyla doldurulmuş izlenimi vermektedir. Kadrolar dolu olmasına rağmen üretimin düşmesi, verimliliğin azalması bunun en açık göstergesidir. Çalışan sayısı artarken üretilen değer azalıyor; bu da sistemin sağlıklı işlemediğini ortaya koyuyor.

 

Türkiye, geçmişte çok daha zor koşullarda dahi kalkınma başarısı göstermiş bir ülkedir. Ambargo yıllarında bile büyüme oranları bazı dönemlerde yüzde 7’lere ulaşmış, hiçbir zaman yüzde 5’in altına düşmemiştir. Bugün ise sahip olduğumuz imkânlara rağmen bu seviyelerin gerisinde kalmamız, “nerede hata yapıyoruz?” sorusunu sormamızı zorunlu kılıyor.

 

Bir diğer acı gerçek de tarımdır. Türkiye, coğrafi yapısı ve iklimiyle bir tarım ülkesi olmasına rağmen, geçmişte ürün sattığı ülkelerden bugün aynı ürünleri ithal eder hâle gelmiştir. Çiftçi üretimden kopmuş, tarım politikaları günü kurtarmaya yönelik hâle gelmiştir. Devlet Planlama Teşkilatı’nın kapatılmasıyla birlikte uzun vadeli planlama, araştırma ve etüt çalışmaları da ortadan kalkmış; devletin gelir-gider dengesi sağlıklı bir zeminden uzaklaşmıştır.

 

Siyasi sistemdeki dönüşüm de halk ile yönetenler arasındaki bağın zayıflamasına yol açmıştır. Eskiden bakanlar, halkın seçtiği milletvekilleri arasından çıkardı ve seçmenine karşı sorumluluk hissederdi. Bugün ise vatandaş, yaşadığı ekonomik sıkıntıların muhatabını bulmakta zorlanıyor. Hesap sorulamayan bir yapı, demokrasinin ruhuna zarar vermektedir.

 

Halk, artan hayat pahalılığı ve geçim sıkıntısı altında ezilirken açık bir çağrıda bulunuyor: “Ne olur, bir araya gelin ve bu krizden çıkış yolunu bulun.” Siyasi partiler demokrasinin vazgeçilmez unsurlarıdır; ancak göz göre göre ülkenin kaderine terk edilmesine de sessiz kalamayız. Yüz, yüz elli kişi bir araya gelerek bir parti kurabiliyorsa, 103 yıllık Türkiye Cumhuriyeti’ni kaderine terk etmek kimsenin hakkı değildir.

 

Bugün ihtiyaç duyulan şey; parti çıkarlarının ötesinde, ortak akıl ve ortak sorumluluk bilincidir. Ülkenin kurumsal yapısında bozulan, adeta “DNA’sı ile oynanmış” alanlar tespit edilmeli; liyakat, planlama, üretim ve adalet esaslı bir anlayışla yeniden inşa edilmelidir. Bu, tek bir partinin ya da grubun başarabileceği bir iş değildir. El birliğiyle, samimiyetle ve cesaretle hareket edilmesi gerekmektedir.

 

86 milyon Türkiye Cumhuriyeti vatandaşı, yetkililerden bunu beklemektedir. Çünkü başka bir Türkiye yok. Bu ülke hepimizin ve bu gidişata dur demek, hepimizin ortak sorumluluğudur.