Osman DOST


Kural Tanımaz Güç: ABD’nin Küresel Korsanlığı ve Sessiz Kalan Dünya

Kural Tanımaz Güç: ABD’nin Küresel Korsanlığı ve Sessiz Kalan Dünya


 

ABD’nin özellikle Donald Trump döneminde izlediği dış politika, artık klasik diplomasi sınırlarını aşmış; uluslararası hukuku hiçe sayan, güce dayalı ve keyfi bir çizgiye oturmuştur. Trump, adeta kendisini kanunların ve kuralların üzerinde görmüş, devletler hukukunu yok sayan bir anlayışı açıkça benimsemiştir. Bugün gelinen noktada ABD’nin eylemleri, “küresel güvenlik” ya da “demokrasi” söylemleriyle değil, daha çok modern çağın korsanlığı olarak tanımlanmayı hak etmektedir.

 

Venezuela örneği bu korsanlığın en çarpıcı göstergelerinden biridir. “Uyuşturucu ticareti” iddiasını gerekçe göstererek Venezuela’ya askeri müdahale tehdidinde bulunulmuş, Devlet Başkanı Nicolas Maduro ve eşinin kaçırılmasına varan operasyonlar gündeme gelmiştir. Oysa bölgeyi yakından takip eden herkes bilir ki, mesele yalnızca uyuşturucu değildir. Asıl hedef; Latin Amerika’da artan Rusya ve Çin etkisini kırmak, enerji kaynaklarını ve jeopolitik dengeyi ABD lehine yeniden şekillendirmektir. Uyuşturucu iddiaları ise bu müdahaleye kılıf olarak kullanılmaktadır.

 

Benzer bir tablo Orta Doğu’da da karşımıza çıkmaktadır. Suriye’de isim değiştirerek varlığını sürdüren PKK uzantıları, ABD tarafından açıkça silahlandırılmıştır. Üstelik bu durum, NATO müttefiki olan Türkiye’nin tüm itirazlarına rağmen yapılmıştır. Bir müttefikin ulusal güvenliğini tehdit eden terör örgütlerine silah vermek, hangi ittifak hukukuyla bağdaşmaktadır? Bu tutum, NATO’nun ruhuna da, uluslararası güvene de ağır bir darbe vurmuştur.

 

ABD’nin İsrail politikası ise bu korsanlığın başka bir boyutudur. Filistin topraklarının sistematik biçimde gasp edilmesi ve Filistin halkının yerinden edilmesi açık bir hukuksuzluktur. Toprakları zorla ele geçirmek, halkı sürgüne mahkûm etmek hangi tanıma göre “barış”tır? Eğer bu korsanlık değilse, nedir?

 

Irak’ta “kimyasal silah üretiliyor” yalanıyla başlatılan işgalin sonuçları hâlâ hafızalardadır. Milyonlarca insan hayatını kaybetmiş, bir ülke parçalanmış, mezhep çatışmaları körüklenmiştir. Bugün aynı senaryolar Suriye’de farklı yöntemlerle sahnelenmiş, dünya ise bu olan biteni büyük ölçüde sessizce izlemiştir.

 

Daha da endişe verici olan, ABD Başkanı Trump’un hedef tahtasına koyduğu ülke listesinin giderek genişlemesidir. Kanada, Danimarka, Kolombiya, Nijerya, İran ve Güney Afrika gibi devletler, ABD’nin baskıcı ve tehditkâr söylemlerinin muhatabı hâline gelmiştir. Bu durum, ABD’nin yalnızca “rakip” gördüğü ülkelere değil, müttefiklerine karşı da ne kadar güvensiz bir aktöre dönüştüğünü göstermektedir.

 

İngiltere’nin tarihsel sicili de güven vermese de, Avrupa’daki NATO ülkelerinin artık ciddi bir karar aşamasına gelmesi gerekmektedir. ABD’nin bu kural tanımaz ve saldırgan tutumu karşısında NATO’nun yeniden yapılandırılması, hatta ABD’nin dışlandığı yeni bir güvenlik mimarisinin tartışılması kaçınılmaz görünmektedir. İsrail ve ABD gibi uluslararası hukuku tanımayan, gücü hak sayan devletler tecrit edilmedikçe dünya huzura kavuşamayacaktır.

 

Sonuç olarak; bugün ezilen, horlanan ve kaynakları yağmalanan ülkelerin rahat bir nefes alabilmesi, ancak hukukun yeniden üstün kılınması ve korsanlığa karşı ortak bir duruş sergilenmesiyle mümkündür. Aksi hâlde dünya, güçlü olanın her şeyi meşru gördüğü bir kaosa sürüklenmeye devam edecektir.