Türkiye, çok partili hayata geçtiği günden bu yana sayısız seçim yaşadı. Ben de bu sürecin büyük bölümüne tanıklık etmiş bir yurttaş olarak, geçmişte yapılan seçimlerle son yıllarda yapılanlar arasındaki farkı üzülerek gözlemliyorum. Eskiden seçim sonuçları tartışılır mıydı? Elbette siyasi itirazlar olurdu; ancak “sahte oy”, “mükerrer seçmen” ya da “şaibeli sandık” gibi kavramlar bugünkü kadar yaygın değildi. Halk, sandıktan çıkan sonuca güvenirdi.
Ne yazık ki son yıllarda yapılan seçimler bu güveni ciddi biçimde zedelemiştir. Seçim hukukunun açık hükümlerine rağmen mühürsüz zarf ve oy pusulalarının geçerli sayıldığına tanık olduk. Oysa yasa son derece nettir: Mührü olmayan zarf ve oy pusulası geçersizdir. Buna rağmen yapılan uygulamalar, “hukuk mu, takdir mi?” sorusunu akıllara getirmiştir. Aynı zarftan çıkan oylardan birinin geçersiz, diğerlerinin geçerli sayılması gibi örnekler ise seçmenin kafasını daha da karıştırmıştır.
Daha da önemlisi, seçmen kütüklerinin sağlıklı biçimde güncellenmemesidir. Ölen seçmenlerin listelerden düşürülmediği, adres değişikliklerinin tam olarak yansıtılmadığı ve bu nedenle mükerrer oy kullanılma ihtimalinin arttığı yönündeki iddialar toplumda ciddi bir rahatsızlık yaratmaktadır. Seçimlerin adil ve şeffaf yapılması, sadece sandık başında değil; seçmen listelerinin hazırlanmasından oyların sayımına kadar uzanan bütün sürecin güvenilir olmasını gerektirir.
Oysa çözüm aslında geçmişte defalarca uygulanmış, son derece basit ve etkili bir yöntemdir: Parmak boyası.
Bir zamanlar seçimlerin vazgeçilmez unsurlarından biri olan parmak boyası, mükerrer oy kullanımını fiilen imkânsız hâle getiriyordu. Oyunu kullanan seçmenin parmağı boyanıyor, böylece aynı kişinin başka bir sandıkta tekrar oy kullanmasının önüne geçiliyordu. Teknolojinin bu kadar gelişmediği dönemlerde bile bu yöntemle seçim güvenliği sağlanabiliyorsa, bugün neden uygulanmasın?
Üstelik günümüzde bu uygulamayı gerekli kılan yeni ve önemli bir durum daha vardır. Ülkemize son yıllarda gelen Suriyeli, Afganistanlı, Pakistanlı, Bangladeşli; ayrıca Irak, İran ve diğer ülkelerden gelen yabancılardan kaç kişinin vatandaşlık aldığı kamuoyuna açık, net ve denetlenebilir biçimde bilinmemektedir. Bu belirsizlik, seçim dönemlerinde doğal olarak endişe yaratmaktadır. Parmak boyası, bu noktada bir “emniyet sibobu” görevi görecek; vatandaş olsun ya da olmasın, seçimlerde mükerrer oy kullanıldığı yönündeki iddiaların önünü kesecektir.
Unutulmamalıdır ki seçim güvenliği sadece muhalefetin ya da iktidarın meselesi değildir. Bu, doğrudan doğruya halkın iradesinin korunması meselesidir. Temiz kullanılan oyların şaibeli hâle gelmesi, demokrasinin özüne zarar verir. Seçime olan güven kaybolduğunda, sandığın anlamı da zayıflar.
Bu nedenle yapılması gerekenler son derece açıktır:
Seçmen kütükleri düzenli ve şeffaf biçimde güncellenmeli, denetime açık hâle getirilmelidir. Seçim mevzuatı tavizsiz uygulanmalı, yasa ne diyorsa o yapılmalıdır. Ve en önemlisi, geçmişte başarıyla uygulanan parmak boyası, önümüzdeki tüm yerel ve genel seçimlerde yeniden zorunlu hâle getirilmelidir.
Demokrasi, sadece sandık koymakla olmaz; sandığa giren oyun namusunu korumakla olur. Parmak boyası, bu namusun en basit ama en etkili güvencelerinden biridir.
