Osman DOST


Taşımalı Eğitimin Gölgesinde Kalan Köyler

Taşımalı Eğitimin Gölgesinde Kalan Köyler


 

Türkiye’de taşımalı eğitime geçilmesi, ilk bakışta eğitime erişimi kolaylaştıran bir uygulama gibi sunuldu. Ancak aradan geçen yıllar, bu sistemin yalnızca eğitimle sınırlı kalmayan, köy yaşamını derinden etkileyen ciddi sonuçlar doğurduğunu açıkça ortaya koydu. Taşımalı eğitime geçildikten sonra köylerden şehirlere doğru hızlanan göç, bugün hepimizin yakından hissettiği sosyal ve ekonomik sorunların temel nedenlerinden biri hâline geldi.

 

Köylerde okul kapıları kapandığında, aslında yalnızca sınıflar kilitlenmedi; köylerin geleceği de sessizce karardı. Öğrenciler her sabah servislerle kasaba ve ilçe merkezlerine taşınırken, genç nüfus zamanla “şehirde daha kolay iş bulurum” hayaliyle köyden tamamen kopmaya başladı. Böylece köylerde üretken çağdaki insanlar azalırken, geride çoğunlukla emekliler ve yaşlı nüfus kaldı. Tarla tarlada, bağ bahçede kaldı; ekip biçecek, toprağa sahip çıkacak insan kalmadı.

 

Bugün birçok köyde imam ve birkaç emekli dışında kimse yaşamıyor. Oysa köy, çocuk sesiyle köydür; okuluyla, öğretmeniyle, üretimiyle ayakta kalır. Taşımalı eğitimle birlikte bu doğal döngü bozuldu. Köyler, adeta savaş sonrası terk edilmiş yerleşim alanlarını andıran bir sessizliğe büründü.

 

İşin bir de insanın içini acıtan ekonomik boyutu var. Türkiye genelinde 30-35 bin okul binası ve 40-50 bin öğretmen lojmanının kaderine terk edildiği biliniyor. Yaklaşık 20-25 yıldır kullanılmayan bu binalar, bugün harabeye dönmüş durumda. Oysa bu yapılar, milletin vergileriyle yapılmış birer milli servetti. Taşımalı eğitime geçilirken, bu servetin nasıl heba edildiği ne yazık ki yeterince sorgulanmadı. Okullar kapandı, lojmanlar çürüdü; köy boşaldı, tarım geriledi.

 

Taşımalı eğitimin yaygınlaştığı yıllarla Türk tarımının zayıfladığı yılların aynı döneme denk gelmesi tesadüf değildir. Gençler köyden gidince üretim düştü, tarımsal çeşitlilik azaldı, kırsal ekonomi çöktü. Şehirler ise plansız göçle karşı karşıya kaldı; konut sorunu büyüdü, işsizlik arttı, sosyal problemler derinleşti.

 

Atalarımız “zararın neresinden dönülürse kârdır” der. Bugün hâlâ bu yanlıştan dönmek mümkündür. Köy okullarının yeniden açılması, sadece eğitim açısından değil, ülkenin geleceği açısından da hayati bir adımdır. Okul açılan köy, yeniden cazibe merkezi hâline gelir. Şehre göç eden aileler geri dönmeye başlar; tarla yeniden sürülür, toprak yeniden bereketlenir.

 

Üstelik köy okulları, yalnızca okuma yazma öğreten kurumlar olmak zorunda değildir. Öğretmenlerin rehberliğinde, bölgenin iklimine ve yapısına uygun tarımsal üretim çeşitlendirilebilir. Arıcılık, hayvancılık, tıbbi ve aromatik bitkiler gibi alanlarda köylü bilinçlendirilerek üretim artırılabilir. Böylece köy okulları, aynı zamanda kırsal kalkınmanın merkezine dönüşebilir.

 

Taşımalı eğitimin başladığı günden bu yana köyler çocuk seslerinden mahrum kaldı. Oysa bir ülkenin geleceği, sınıflardan yükselen o seslerde gizlidir. Taşımalı eğitimin sonlandırılması ve köy okullarının yeniden açılmasıyla, köylere dönüş hızlanacak; şehirlerdeki konut ve nüfus baskısı da kısmen hafifleyecektir.

 

Köyü yaşatmak, toprağı yaşatmak demektir. Toprağı yaşatmak ise ülkeyi ayakta tutmaktır. Bugün verilecek doğru kararlar, yarın Türkiye’nin hem eğitimde hem tarımda hem de sosyal yapıda yeniden güçlenmesini sağlayabilir.