Atilla ÇİLİNGİR


10’LARIN İZLERİYLE TÜRKİYE (9)

10’LARIN İZLERİYLE TÜRKİYE (9)


GEÇMİŞTEN, GÜNÜMÜZE ON'ARLI  YILLARIN İZLERİYLE TÜRKİYE… Unutturmamak için yazdım, unutulmasın o yıllar..! 1950'li yıllar…

... dünden devam

7 Eylülde İstanbul'da sıkıyönetim ilan edildiğinde, olayların ardında pek çok yaralı bırakmış, maddi hasar ise çok ağır olmuştur.

Mahkeme kayıtlarına dayandırılarak verilen sayılara göre: 4214 ev, aralarında 21 fabrikanın bulunduğu 1004 iş yeri, 73 kilise, 1 sina-gog, 2 manastır, 26 azınlık okulu, 5 spor kulübü, 2 mezarlık tahrip edilmiştir. (Toplam: 5317 mekân (6)

İzmir'de ise 14 ev, 6 dükkân, 1 pansiyon, Yunan Konsoloslu-ğu, Katolik Kilisesi, Fuardaki Yunan Pavyonu ve İngiliz Kültür Evi tahrip edildiğini; 7 kişin ağır, 50 kişinin hafif yaralı olduğunu döne-min İzmir gazeteleri yazmıştır.

İzmit ve Adapazarı'ndan İstanbul'a gelen yağmacılar, geri dön-mek için Haydarpaşa istasyonuna geldiklerinde üzerlerinde yağmala-dıkları mallarla birlikte yakalanmışlar; bu insanların büyük bir bölü-münün başka şehirlerden geldiği ortaya çıkmıştır. (Örneğin Sivas'tan 145, Trabzon'dan 117, Kastamonu'dan 116, Erzincan'dan 111 kişi…) Kaynaklara göre, olaylardan sonra İstanbul'da 5104, İzmir'de 424, Ankara'da 171 kişi tutuklanmıştır.

Ne var ki, bunların büyük bir kısmı kısa bir süre sonra serbest bırakılmış, ceza alanlar küçük bir azınlığı oluşturmuştur…

İstanbul'da henüz ben 8 yaşındayken yaşanan bu olayların hafı-zamdaki görüntüleri daha dün gibi tazedir.

Çocukluk anılarımın içerisine yerleşmiş olan o acı ve hüzün dolu, kabul edilmesi asla mümkün olmayan, milletimize yakışmayan bu yağmalama olaylarının ardında yatan gerçekler, yıllar sonra da olsa; hukuki zeminde sorgulanmış, karşılığını da bulmuştur.

Ama bu olaylar sonrasında bir gerçek daha yaşanmıştır!

Bu gerçek, ecdadımızın yüzlerce yıllık tarihsel zenginliğinin, yakın tarihimize en önemli yansıması ve kültürel mirası olarak bizlere emanet edilen azınlıkların ülkemizi terk etmeleridir.  Onlarla birlikte paylaşılan tüm özel şeyler; örfler, adetler gelenekler, sevgiler, sevdalar, acısıyla, tatlısıyla onca geçen zaman, onlarla birlikte gitmiştir… 

Artık mahallemizde bize olta yapmasını öğreten balıkçı Yorgo Amca, paskalya günlerinde o mis gibi kokan paskalya çöreklerini dağıtan Katina Teyze, kimi zaman mahallemizin bıçkın delikanlıları-nın, uğruna kavga ettikleri; yeşil gözlü dilber, Marika da olmayacaktı!

Kısacası İstanbul'a varlıkları ile büyük bir zenginlik katan, renk veren eski dostları artık göremeyecektik!

Çünkü onlar gidiyorlardı. 6-7 Eylül olaylarının ardından özel-likle Rum cemaatinin büyük bir bölümü doğup, büyüdükleri, vatan belledikleri bu toprakları terk etme kararı almışlardı…

O yılları, çocukluk anılarımın içerisinde sorguladığımda; bir anlam verememiştim. Ancak sonrası yıllarda, bu olayların neden mey-dana getirildiğini ve amacının ne olduğunu gayet iyi anlamıştım…

Aslında çocukluk yıllarımı, İstanbul'a renk veren azınlık-ların yoğun olarak yaşadığı Kumkapı semtinde geçirirken, ka-der; bana ilerleyen yıllar sonrasında, büyük bir sürpriz daha yapacaktı!  Çünkü Üsteğmen rütbesiyle ve bölük komutanı olarak katıldığım 20 Temmuz 1974'de başlayan Kıbrıs savaşlarında; çocuk-luğumun pek çok karesinde yer alan Rum'lara karşı Kıbrıs adasında savaşacaktım…

(Kaderin ne garip tecellisidir ki! Savaşın içerisinde, askeri öğ-rencilik yıllarımda Heybeli Ada'dan yaz tatillerinde aynı grup içerinde arkadaşlık yaptığım 'İstanbullu Rumlardan', 1974 Kıbrıs Harekâtının içerinde bize esir düşenler dahi olmuştu!)

50'li yılların hemen başında ülkemiz ve geleceği için önemi çok büyük iki tarihi olay daha yaşandı:

Kore Savaşları ve Nato'ya kabul edilişimiz.

(Milletimizin ve ülkemizin hiçbir menfaati olmayan bir sa-vaşta; sırf emperyal güçler istedi diye! 'Milletlerarası barışı ve güvenliği' geri getirmek adına ve binlerce kilometre uzakta veri-len yüzlerce şehit, kayıp, esaret, binlerce savaş gazisi)

... devam edecek