1930'lu yıllar... Atatürk, Cumhurbaşkanı...
Özel kalem müdürü olarak hayatı boyunca Atatürk'ün yakınında bulunan Hasan Rıza Soyak, bir görevle gittiği İstanbul'dan Ankara'ya döner dönmez hemen Köşk'e koştu.
Çalışanlara Atatürk'ü sordu.
Çalışanlar biraz kaygılı görünüyordu:
''iki gün, iki gecedir sürekli okuyor; birkaç kere banyo yapıp şerzlongda dinlendi, o kadar...'' dediler.
Hasan Rıza Soyak, Atatürk'ün yatak odasına koştu hemen.
Kapıyı çalıp açtığında Atatürk'ü elinde kitap, yatağın ortasında otururken buldu.
******
Atatürk'ün daha önce de defalarca yatağında bağdaş kurmuş, kitap okurken gören Soyak için yadırgatıcı bir durum değildi bu.
Merak içinde sordu:
-Paşam, bunlar nedir?'
Atatürk okuduğu kitaba o kadar dalmıştı ki, Rıza Soyak'ı ancak o zaman fark etti.
-Bu mu? dedi, elindeki kitabı göstererek, kitap… Elime bir kitap geçti, bilmem ne kadar zamandır okuyorum.
Rıza Soyak:
-Hayır, o beyaz kumaş parçaları, deyince Atatürk gülerek karşılık verdi:
-Onlar mı? Okurken sık sık gözlerim yaşarıyor. Fakat onun da çaresini buldum. Beyaz bir tülbent aldırdım, parça parça kestirdim, yaşardıkça da gözlerimi siliyorum.
(Hasan Rıza Soyak, Yakınlarından Hatıralar, s. 8, Sel Yayınları 1955
Süleyman Bulut, Büyük Atatürk'ten Küçük Öyküler, s. 51-52)
*******
Mustafa Kemal Atatürk, savaş meydanlarını bir kenara bıraktı ve masa başına oturdu. Yazdığı şey bir strateji belgesi değil, bir geometri kitabıydı.
Ülkede yeni kurulan okullar için Türkçe, matematik kitabı yoktu. Tüm terimler Arapça ve Fransızcaydı. Atatürk, bizzat kaleme sarıldı ve bugün hala kullandığımız onlarca terimi Türkçeye kazandırdı.
Açı, alan, çap, çember, dörtgen, üçgen, düzey, dikey, eşkenar, köşegen, taban, uzay...
Bu kelimelerin tamamı onun kaleminden çıktı.
Toplam on dört kitap yazmıştı. Ama geometri kitabı hepsinden farklıydı. Çünkü o kitap bugün hala her Türk çocuğunun dilinde yaşıyor. (Alıntı)
Herkese hayırlı, huzurlu, mutlu, sağlıklı, başarılı, bereketli, müreffeh günler diliyorum.
