Prof.Dr.Esfender KORKMAZ


Ekonominin üç cebi de delik

Ekonominin üç cebi de delik


 

15 Şubat Pazar günü bu köşede cari açığı ve önceki günlerde bütçe açıklarını yazmıştım. Birde tasarruf açığımız var. İktisat literatüründe geçen, üçüz açık (Triple deficit) tamamına sahibiz.

 

Bir ekonomide bütçe açığı arttığında, kamu tasarrufu azalır; özel tasarruf bunu telafi edemezse toplam iç tasarruf düşer. Türkiye’de hem bütçe açığı var hem de güven sorunu nedeni ile tasarruflar yurt dışına gidiyor veya yastık altına giriyor.

 

Bu defa tasarruf yatırım açığı oluşuyor ve bu dış kaynaklarla kapatılıyor. Cari açık oluşuyor.

 

Cari açık eğer bir ekonomide, yatırım malı ve teknoloji ithali nedeni ile oluşmuşsa, sonradan ihracat artacağı için cari açık kapanır ve cari fazla oluşur. Güney Kore’de böyle oldu. Ama Türkiye aramalı ve hammadde ile tüketim malı ithal ettiği için cari açık devam ediyor.

 

Ekonominin üç cebi de delik - Resim : 1

 

TASARRUF AÇIĞI

 

Klasiklere göre Sermaye birikiminin kaynağı tasarruftur. Kamu kesimi, Şirketler ve Hane halkının yaptığı tasarruflar toplam tasarrufları oluşturur. Bu toplam tasarrufların GSYH’ya oranı ise tasarruf oranını gösterir.

 

Neo Klasik ve Keynesyen modellerde, yatırımların seviyesini tasarruf seviyesi belirler. Sonuç olarak tasarruf-yatırım eşitliği esastır ve ekonomide büyüme olması için yatırım olması, yatırım yapılması için ise tasarruf gerekir.

 

Tasarrufu ve sermaye birikimini artırmanın en iyi yolu katma değeri yüksek ihracatı artırmaktır. Cari fazla vermektir.

 

Güney Kore, ihracata dayalı büyüme modelini 1960’lı yıllardan itibaren başarıyla uygulamaya başladı. Bugün gelişmiş ülke statüsündedir.

 

Türkiye’de iç tasarruflar düşüktür. Çünkü bugüne kadar hükümetler işin kolayına kaçmış ve iç tasarruf eksiğini dışarıdan borçlanarak kapatmıştır.

 

Daha önemlisi, siyasette popülizm hakim olduğu için, kamu tasarrufları yetersiz kalmış, kamu yatırımları da özelleştirilmiştir.

 

Küreselleşme sürecinde, tasarrufun anlamı da küreselleşti. Tasarruf yetersizliğinin sermaye hareketleri ile çözülmesi sağlandı. Tasarruf fazlası olan ülkeler tasarruf eksiği olan ülkelere tasarruflarını aktardılar.

 

Tasarruf açığı olan ve bu açığı dış kaynaklarla kapatan ülkeler açısından iki önemli noktayı gözden uzak tutmamak gerekir:

 

Birincisi: İç açığın finansmanı için bu ülkelerin sağladıkları dış kredi faizleri uluslararası faiz oranlarının üstünde oldu. Maalesef Türkiye dış borçları için yüksek reel faiz ödemektedir. Bunun nedeni dış borç temerrüt riskinin (CDS) yüksek olmasıdır.

 

İç tasarruf açığı sürekli dış kaynakla kapatıldığında bir kısır döngü oluşuyor. Bu defa tasarrufa ayrılacak kaynaklar borç faizi için yurtdışına çıkıyor. Bu nedenle Türkiye dış borç sarmalından çıkamıyor.

 

İkincisi: Tasarruf oranı düşük olan bizim gibi bazı gelişmekte olan ülkeler, bu açığın finansmanı için, mevcut kamu yatırımlarının bir kısmını özelleştirme yoluyla yabancı sermaye sağladılar. Bankacılıkta kamu imtiyazı vererek, kârlı bankalar ve işletmeleri yabancı sermayeye satarak, yüksek oranda kâr transferinin yolunu açmış oldular.

 

Türkiye’ye gelen doğrudan yabancı yatırım sermayesi de doğrudan yatırım yapmak için değil, bu tür kârlı işletmeleri satın almak için geldi. Şimdilerde ise durdu.

 

Türkiye’nin bu açıklardan kurtulması için, önce siyasette popülizmi azaltması, sonra kamu-özel işbirliğini kaldırması, kamu altyapı yatırımlarının devletleştirmesi, tasarruf için demokratik ve güven altyapısını tahkim etmesi gerekir.