Prof.Dr.Esfender KORKMAZ


Enflasyonda riskler çok daha da arttı

Enflasyonda riskler çok daha da arttı


  • Şubat ayı aylık enflasyonu, TÜİK -TÜFE olarak yüzde 2,96, İTO geçinme endeksi olarak yüzde 3,85 arttı.
  • Şubat ayında yıllık enflasyon, TÜİK -TÜFE olarak yüzde 31,53, İTO geçinme endeksi olarak yüzde 37,88

TÜİK çekirdek enflasyon (B) yüzde 29,91 oldu. Bilindiği gibi, Çekirdek Enflasyon, fiyatlar üzerinde etkili olan geçici faktörler çıkarıldıktan sonra ve yapısal nedenlerden ileri gelen enflasyonu gösterir. Çekirdek Enflasyonun enflasyon trendini gösterme gücü yüksektir. Başka bir ifade ile enflasyonda gerçek eğilimin belirlenmesinde etkili bir göstergedir. Daha düşük çıkması enflasyon trendinin iniş yolunda olduğunu gösteriyor.

Yıllık enflasyonda dünya enflasyon ortalaması yüzde 4,0 ve gelişmekte olan enflasyon ortalaması yüzde 5,1’dir.

Dünyada ve Türkiye de enflasyonu artıracak riskler vardır.

  1. I) Dünyada riskler;

Jeopolitik gerilimler, Hürmüz Boğazı çevresindeki gerilim, küresel enerji arzını kısıtladı. Enerji maliyetleri doğrudan üretim maliyetlerini etkiledi. Dünyada enflasyon artacak.

Aynı şekilde, Ortadoğu savaşı, Ukrayna savaşı, Afgan savaşı, deniz ve kara taşımacılığı rotalarındaki kesintiler, sigorta maliyetlerinin artması, teslimat gecikmeleri Maliyet ve fiyat artışı yaratmaktadır.

  1. II) Türkiye de riskler;
  2. Politikasızlık sorunu;

Ekonomi yönetimi kriz boyutuna ulaşan ekonomik sorunları ve istikrar sorununu kabul etmiyor. Başka bir ifade ile teşhis koyamıyor. Ekonomi yönetimi kendi dünyasında yaşıyor.

2018 ve 2022 TL krizlerinde istikrar programı yapılmadı. Öteden beri uygulanan orta vadeli program, hiçbir zaman istikrar programı değildir.

Plansız, programsız ve günübirlik kararlarla fiyat istikrar sağlamak mümkün değildir. Para ve faiz politikası ile talebi kısmanın düşük büyüme veya eksi büyüme, işsizliğin artması, gelir dağılımının bozulması gibi negatif maliyetleri vardır.

Bütçede kaynaklar etkin kullanılmadı, bütçe açıkları arttı. Bu durum TÜFE‘nin daha hızlı düşmesini önlüyor. Hatta açıklar daha da artarsa, TÜFE yeniden artabilir.

Bütçe açıkları nedeni ile devlet borçlanır. Borç verilebilir fonlar tasarruflardan ödendiği için talep kısıcı etkisi zayıftır. Ama bu fonlar bütçe ile doğrudan harcama kanalına girer ve talep artırıcı etkisi yüzde 100’dür.

  1. En büyük risk, siyasi dil ve siyasi kararlardır. 19 Mart’ta ekonomide bu sıkıntıyı yaşadık. Siyasette sorunlar büyürse enflasyona yansır.
  2. Ekonomik - sosyal ve kurumsal altyapı bozuldu.

Avrupa Birliği raporlarında ve Dünya değerlendirme kuruluşları anketlerinde Türkiye’de demokrasi ve yargı bağımsızlığında hızla bir düşme yaşandığı vurgulanıyor. Ayrıca bu teşhis ve tespiti anayasa mahkeme kararları ve Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi kararlarının uygulanmıyor olmasından dolayı da fiilen yaşıyoruz.

Devlette kurumsal yapı bozuldu. Çünkü cumhurbaşkanlığının tarafsız yapısı bozuldu. Eğitimde de kurumsal yapı bozuldu. Laiklik bildirisinin bakan tarafından suç duyurusu olarak bildirilmesi zaten bu alanda başka yorum yapmaya da gerek bırakmıyor.

İstikrar altyapısı olmazsa, güven sorunu yaşarız ve istikrar gelmez.

  1. Yapısal sorunlar;

Dikkat edersek, ekonomi yönetimi Ortodoks ve rasyonel politikaları yalnızca para, faiz ve maliye politikası ile sınırlı görüyor. Gerçekte ise ekonomik istikrar sorununun temelinde daha çok yapısal sorunlar var. Bu sorunları çözmezsek bu bataklığı kurutamayız.

Öte yandan her ülkenin yapısal sorunları farklıdır. Türkiye’nin farklı dönemlerinde farklı yapısal sorunları olmuştur. Ama son 20 yılda bu sorunlar hem artmış hem de kemikleşmiştir.

  • Yapısal sorunlar;
  • Kırılgan ekonomik yapı,
  • Piyasada oligopol yapı,
  • İthalata bağımlı üretim yapısı;
  • Toplam Faktör verimliliğinin düşük olması,
  • Sektörel dengesizlik ve sanayide düşük kapasitedir.

Siyasi maliyetleri olacağı için ekonomi yönetiminin yapısal sorunlara el atma niyeti olmadığı açıktır.

  1. Jeopolitik riskler arttı.

Enerji fiyatları şimdiden arttı. Petrol fiyatlarının 100 dolar olması muhtemeldir. Bu nedenle üretim maliyetleri artacak ve fiyatlara yansıyacaktır.

Dahası enerji faturasının artması döviz ihtiyacını artıracak ve cari açığı artıracaktır. İlave olarak jeopolitik riskler nedeni ile Türkiye’den sıcak para çıkışı başladı. Döviz ihtiyacı kurları artıracak bu da maliyetlere ve fiyatlara yansıyacaktır.

Sonuç; Ekonomi yönetimi vergi salmaktan vakit bulmalı, popülizmden uzak durmalı ve yukarıda saydığım sorunlara ve risklere karşı bir planlama yapmalı ve bir istikrar programı uygulamalıdır.