Atilla ÇİLİNGİR


Gece Yarısı Güneşi - 102

Gece Yarısı Güneşi - 102


- Sara yengeciğim, sizi görmediğim süre içinde ne çok şey değişmiş! Hele ki, Sarp’ı adadan ayrılıp da Ankara’ya döndükten sonra geçen zamanda, hepimizin hayatında büyük değişikler olmuş. Ama en çok da senin hayatında… Senden ricam eğer çok yorgun değilsen bize yaşadıklarını anlatabilir misin? Ama anlatmak istemezsen de anlayışla karşılarız. Ama önce Ayşe’ m bize bir Türk kahvesi yapsın. Sen az şekerli içerdin değil mi? Tıpkı Sarp kardeşim gibi…
Sarp’ın adını duyan Sara’nın içi bir tuhaf oldu! Zaten adaya geldiği andan itibaren, gördüğü her şey sevdiği adamı hatırlatıyordu. Bir de onun adını kan kardeşi Metin’den duyunca dayanamadı, hıçkıra, hıçkıra ağlamaya başladı. Yaşanan bu duygusal ortam, aslında Metin’le eşi Ayşe’yi de çok etkilemişti. Metin Sarp’ın adını söylediğine pişman olmuşçasına:
- Hay Allah! Dili mi eşek arası soksun be… Ağlama yengeciğim ne olursun! İnan ki, ona en yakın zamanda ulaşacağız. Mutlaka kavuşacaksınız. Bak şu küçük sabiye o da perişan olmuş, sen ağladıkça o da ağlar. En azından onu düşün lütfen.
Sara bir süre daha ağladıktan sonra, az da olsa içini boşaltmanın verdiği rahatlıkla anlatmaya başladı. Kıbrıs’tan ayrılıp, BM’nin Cenevre’deki karargâhında göreve başlamasıyla başlayan hayatının zorluklarını, Kaipuu’ya hamile olduğu dönemde yaşadıklarını. Kızının doğurduktan sonra orduda kalamayıp, annesinin yanına dönüşünü anlattı. Ancak Sarp’ın oralara kadar geldiğini nedense söylemek, Sarp’a oynanan oyunu anlatmak istememişti!
Sara’nın saatler boyunca anlattıklarını dinleyen Metin ile karısı. Sara’nın anlattıkları bittiği anda öylesine derinden bir ‘’of’’ çektiler ki, bu her ikisinin de dinlediklerine olan isyanın sesiydi!
Metin;
- Aman Allah’ım siz yine neler yaşamışsınız böyle? Sanki Kıbrıs’ta yaşadığınız onca zorluk yetmemiş gibi! Ve her şeye rağmen aranızdaki sevgi nasıl bir şey ki, yaşanan bunca zorluğa rağmen hiç eksilmeden devam etmiş, giderek büyümüş. Yok, yok bu sevdanın sonu mutlaka iyi bitmeli, bunca zorluğa göğüs geren sizler bunu fazlasıyla hak ediyorsunuz. Bunun için elimden gelen ne varsa yapacağım, sana bir kere daha söz veriyorum Sara yenge.
Metin’in eşi Ayşe de Sara’nın anlattıklarından o kadar etkilenmişti ki:
- Bu anlattıklarınızı gerçekten de yaşadın mı Sara abla? Sen ne kadar güçlü bir kadınsın ki, ondan hiçbir zaman vazgeçmemişsin. İnan ben bunları yaşasam, her halde aklımı oynatırdım, dedi.
Sara:
- Evet, Ayşe’ ciğim. Ben bu anlattıklarımın her anını yaşadım. Ama sadece ben değil Sarp’ım da yaşadı. Aramıza giren tüm engelleri birlikte aştık. Gün geldi o benim elimden tuttu. Gün geldi ben onun. Ancak hiçbir zaman ellerimiz ayrılmadı. Bizi sadece yollar ayırdı. Ancak kalplerimiz hep bir aradaydı. Hele ki, şimdi bir de onun emaneti var bende! Kaipuu’nun babasını görmesi, Sarp’ın bir kızının olduğunu öğrenmesi hakları değil mi? İşte ben de bunun için buradayım. Tek bir umudum kaldı! O da Sarp’ın Metin’i araması…
Sara’nın anlattıkları karşısında zamanın nasıl geçtiğini anlamamışlardı. Girne’de hava kararmaya başlamış, güneşin batışıyla birlikte Beşparmak Dağlarından kopup gelen rüzgâr salonun açık pencerelerinden içeriye dolmuştu…
Sara bu rüzgâra hiç yabancı değildi!
Lefkoşa’da görevli olduğu dönemde de gündüzün bitimiyle birlikte başlayan bu serin esinti ona çok iyi gelirdi. Yine öyle oldu…
Rüzgârın serinleten esintisine karışan yasemin çiçeklerinin o baygın kokusu, onu yıllar öncesine götürmüş, Sarp’la birlikte Lapta’daki o muhteşem villada yaşadıkları aşk gecelerini hatırlatmıştı…
Derin bir iç geçirdi!
Sarp şimdi ne yapıyordu acaba? Neredeydi? Helsinki’de gördükleri onu ne kadar etkilemişti? Ya ondan vazgeçtiyse? Ya onu hiç göremezse? ‘’Aman Allah’ım’’ diye mırıldandı! Hızla yerinden kalkıp, bahçeye çıktı. Bir an kalbi duracak gibi olmuştu!
Devamı yarın