Atilla ÇİLİNGİR


Gece Yarısı Güneşi - 107

Gece Yarısı Güneşi - 107


Ahmet çavuşun bu kadar kararlı olması onu derinden etkilemişti. Ancak artık Ankara’ya dönemeyecekti.

Burada kalsa; yaşayacağı yeni hayata alışabilecek miydi? Sara’yı bulmaya kalksa; bu kaçak haliyle nereye gidebilecekti? Buradan çıktığı anda ilk kimlik kontrolünde kaçak olduğu anlaşılacaktı!

Tam bir çıkmazın içindeydi! Ancak umudunu kaybetmek istemiyordu. Mutlaka ama mutlaka bu kör çıkmazdan bir çıkış yolu bulacaktı…

Sarp, Antep de bunları yaşarken; Sara’nın Kıbrıs’a gelişi neredeyse bir ayı geçmişti. Metin ve Ayşe Sara ile kızına yalnız olmadıklarını hissettirebilmek adına öylesine sıcak, öylesine yakın davranıyorlardı ki, Sara bu insanların içten yakınlıkları karşısında az da olsa yalnız geçen günlerin verdiği sıkıntıları unutmaya çalışıyor ama Sarp’ı hatırlatacak herhangi bir şey olduğunda adeta darmadağın oluyordu…

Artık Sara’nın kesin bir karar vermesi gerekiyordu!

Ya bu adaya yerleşerek, Sarp’ın Metin’i arayacağı günü bekleyecekti. Ya da geleceğini başka bir şekilde planlayacaktı! Ama nasıl? Çünkü gelecek günlerin içinde Sarp olmayacaksa, burada yaşamanın da anlamı yoktu…

Açıkçası Sara çıkış yolu bulamadığı böylesi bir sürecin içine sıkışıp kalmıştı!

Ama onu bu süreçten çıkaracak tek bir şey vardı o da Sarp’ın Kıbrıs’taki kan kardeşi Metin’i aramasıydı… Sarp, bakalım Kıbrıs’ı arayacak mıydı? Ya aramazsa, ya ondan hiç haber alamazsa ne yapacaktı? Bunu düşünmek bile istemiyordu.

Ancak Metin’in evinde de artık kalmamalıydı!

Onun için önce Girne’de bir iş bulmalı, sonra da kızı ile birlikte yaşayacağı bir eve taşınmalıydı. Bir daha Finlandiya’ya annesinin yanına dönmeyi hiç ama hiç düşünmüyordu. Çünkü Sarp’ın mutlak surette buraya geleceğini biliyordu. Onun ülkesine, annesinin yanına dönmesi demek; Sarp’ı tamamen kaybetmesine neden olacaktı!

Biliyordu ki, Sarp bir daha asla Finlandiya’ya gelmeyecekti…

Sara, bir süre daha Metin’in evinde kaldıktan sonra bir sabah kahvaltısında Metin ve Ayşe’ye düşündüklerini açıklamaya karar verdi:

- Değerli dostlarım beni ve kızımı neredeyse iki aydan beri misafir ediyorsunuz, size minnet borçluyum. Ama artık benim de geleceğimi planlamam gerekiyor. Ben artık yaşamımı bu adada geçirmeye karar verdim. Son nefesime kadar da olsa Sarp’ı burada bekleyeceğim. Eminim ki, bir gün o burayı arayacaktır. Bu sürece kadar ben de hayatıma bir çeki düzen vermek istiyorum. Adada çalışmak için bana yardımcı olur musun Metin kardeşim? Bu arada size yakın bir ev bularak oraya taşınmak istiyorum. Biliyorsun ki, Lapta bölgesi benim için çok özel…

Metin’le Ayşe Sara’nın anlattıklarını hiç kesmeden dinlediler. Sara’nın bundan sonraki yaşamını adada geçirecek olmasına onlar da çok sevinmişlerdi. Onlarda Sarp’ın yakın bir zamanda Kıbrıs’ı arayacağına inanıyorlardı.

Sara’nın anlattıklarından sonra Metin söze girdi:

- Sara yengeciğim, öncelikle şunu bilmeni isterim ki, sen bizim misafirimiz değil bizden biri, bizim en yakınımızsın. Sen kan kardeşim Sarp’ın bize emanetisin.  Bu ev de, bu sofra da senin. Bunu böyle bilmeni isteriz. Adaya yerleşecek olmana çok sevindik. Mademki çalışmak istersin, sana uygun en iyi işi bulmana yardımcı olacağız. Bize yakın bir eve çıkmak istemene gelince, gönlümüz yanımızdan ayrılmana razı olmasa da onu da halledeceğimize emin olmanı isterim. Hem de istediğin yerde, Lapta ’da…

Sara’nın istedikleri birkaç ay içinde gerçekleşti…

Onun yabancı kökenli oluşu, yıllar önce de olsa adada Barış Gücünde çalışmış olması, hem Türkçeyi, hem de İngilizceyi çok iyi derecede konuşması; Girne’nin beş yıldızlı otellerinden birisinde Halkla ilişkiler uzmanı olarak çalışmasını, Lapta da buldukları güzel bir eve taşınarak, yepyeni bir geleceğe doğru yol almasını sağlamıştı…

Devamı yarın