Sara, yat limanındaki ‘’Canlı Balık’’ restoranını özellikle seçmişti.
Çünkü yıllar önce Sarp’la birlikte bu restoranda yedikleri yemeğin tadını, o gecenin mutluluğunu hiçbir zaman unutmamıştı.
Bu gece yine bu restoranda yemek yiyerek, o geceyi anacak, hem de görevindeki başarının mutluluğunu Sarp yanındaymış gibi kutlayacaktı…
Sarp’ı köye getiren minibüs durur durmaz Sarp, aceleyle indi. Ahmet Çavuşun evine doğru koşmaya başladı. Sara ile ilgili haberi bir an önce anlatmalıydı.
Eve geldiğinde, evin kapısını birkaç kere yumrukladı. Kapıyı açan Ahmet Çavuş, Sarp’ın telaşlı halini görünce bir şeyler olduğunu anlamıştı!
- Dur be oğul! Hele biraz soluklan. Evin kapısını kıracaksın neredeyse! Anlat bakalım ne oldu?
Sarp:
- Ahmet babam, müjdeler olsun kan kardeşim Metin ile görüştüm. Hem Sara’dan da haber aldım, iyiymiş yakın bir zamanda o da adaya gelecekmiş. Öyle mutluyum ki, dedi.
Ahmet Çavuş da bu habere çok sevinmişti:
- Bak gördün mü? Geçen gece rüyanda gördüğün babacığının verdiği mesaj buymuş demek ki. Gözün aydın oğul. Şimdi ne yapacaksın?
Sarp:
- Bu hiç sorulur mu be Ahmet babam? Tabii ki, en kısa zamanda Kıbrıs’a gidip sevdiğim kadının adaya gelmesini bekleyeceğim.
Sarp’ın verdiği bu cevap Ahmet Çavuşun içini burkmuştu! Ahmet Çavuşun yüz ifadesinin değiştiğini, mahzun bir hal aldığını fark eden Sarp:
- Dur hemen üzülme! Oraya gideceğim ama buraları da unutacak değilim. Hem bakarsınız siz de adaya gelir Kıbrıs’ı bir görürsünüz. Kim bilir? Beğenirseniz belki siz de oraya yerleşirsiniz. Belli mi olur? Diye cevapladı.
Ahmet Çavuş hüzünlü bir sesle:
- Ah be oğul! Bu yaştan sonra olur mu hiç? Yaşım gelmiş 90’a artık benim için toprağım son durak! Sen yeter ki bizi unutma!
Sarp Ahmet Çavuşun verdiği bu cevap üzerine; onun boynuna sarılarak:
- Ahmet babam! Bu toprakları, aileni sen bana emanet ettin. Bu emaneti unutmam mümkün mü? Gözün arkada kalmasın. Onlara, bu fıstık bahçelerine gözüm gibi bakacağım.
Ama sen de bana hak veresin, ömrümü adadığım sevdalımı bulmuşken onu bir kez daha kaybetmek istemem. Benim Kıbrıs’a gitmek istemem bundandır.
Ahmet Çavuş Sarp’ın verdiği bu cevap karşısında hem rahatlamış, hem de çok mutlu olmuştu. Öyle ya, ona söz vermişti; aile reisi Ahmet Çavuş’tan sonra bu toprağın da bu ailenin de reisi Sarp olacaktı…
Sara, Metin ve Ayşe ile akşam yemeğini yiyeceği ‘’Canlı Balık’’ restoranını arayarak, dört kişilik yer ayırttı.
Saat henüz öğleden sonrasını 15.00’i gösteriyordu. İki saat sonra Kaipuu okuldan çıkacaktı. Onu aldıktan sonra çok sevdiği bir kız arkadaşına bırakacak, oradan da akşam yemeği için Girne yat limanına gidecekti.
Bugün çok ama çok mutluydu. Bir yıl gibi kısa bir sürede çalıştığı otelin genel müdürü olmuş, Kıbrıs’a geldiği ilk gün ‘’adada başarılı olacak mıyım?’’ düşüncesinin yerini başarılarla dolu bir iş hayatı almıştı.
Kızıyla birlikte kurduğu küçücük dünyasında bundan sonra çok daha mutlu olacağı kesindi.
Ah! Bir de Sarp yanlarında olsa, onları sarıp sarmalasaydı… Derin bir iç geçirdi…
Bu akşam, sadece güzel şeyler düşünecek, onu üzebilecek hiçbir düşüncenin beyninde yer almasına müsaade etmeyecekti.
Sara akşam yemeği için Girne’ye hareket ettiğinde Lapta ’da güneş henüz batmamıştı. Ama akşamın habercisi gün ışıkları Beşparmak Dağlarının morluklarına yansımış, güzel bir renk armonisi yaratmıştı.
Hele ki bahar mevsiminin o coşkulu hali günün her saatine başka anlamlar yüklüyor, özellikle yüreği sevdalı âşıklara geçmişte yaşadığı her güzelliği dolu, dolu hatırlatıyordu…
Devamı yarın
