• Evet, aşkım. Tanrının huzurunda sana sonsuza kadar evet diyorum. Seni çok seviyorum diye cevapladı…
Aylardan beri birbirleri için büyük bir aşkla çarpan kalplerini birbirlerine bağlayan bu iki genç; en nihayetinde sonsuza değin bir arada olacaklarının ilk sözünü de bu gece veriyorlardı.
Çok mutluydular ama çok mutlu. Bu tarif edilmez mutluluğun verdiği cesaret, yarınlarda yaşayacakları her güçlüğü aşmalarına da yardımcı olacaktı. Ama yarınlar olmadan neyi nasıl yaşayacaklarını kim bilebilirdi ki?
Sarp; Sara için aldığı yüzüğü parmağına taktıktan sonra, dudaklarına uzun bir mutluluk öpücüğü kondurdu.
Bu anın hayalini ceza evindeyken kurmuş, bir araya geldiklerinde de fırsatını kollamıştı. Yüzüğü ise ceza evindeyken Metin’e tarif etmiş, Sara’nın göz rengine uygun mavi renkli bir taşın etrafı pırlantalarla süslü bir yüzük seçmesini, ya da yaptırmasını istemişti.
Metin, adadaki bir kuyumcu arkadaşına yüzüğü tarif etmiş, sonunda gerçekten de çok görkemli ama zarif bir yüzük ortaya çıkmıştı.
Sara, kendisi için özel olarak hazırlanan yüzüğü çok beğenmişti. Sarp’a bir kez daha sarıldı. Yaşadıkları heyecanın verdiği mutluluk her şeye bedeldi…
El, ele tutuştular. Yavaş, yavaş üst kattaki yatak odasına doğru yürüdüler. Attıkları her mutlu adım, onları az sonra yaşayacakları zevk dolu anların heyecanına çoktan sürüklemişti bile…
Yatağa girdiler…
Odayı aydınlatan ay ışığı, iki muhteşem çıplak bedenin gölgesini sarmalamış, aşk kadehi gecenin sihriyle dolmuştu! Yavaş, yavaş yudumlamaya başladılar. Şimdi aşk zamanıydı…
Sevgiyle birleşen dudakların verdiği haz, her yanlarını sarmış. Zaman, onlar için çoktan durmuş; zevkle titreşen bedenleri Lapta sahilleriyle oynaşan köpüklü dalgalara dönüşmüştü…
Her bir dalgadan çıkan ses; gecenin derin sessizliğine yansıyan mutluluk mırıltılarından başka bir şey değildi…
Ertesi sabah uyandıklarında, günün gülen yüzüyle karşılaşmışlar, mutluklarının verdiği ruh hali onları öylesine etkilemişti ki, çok neşeliydiler. Ama bu gün onların bu muhteşem villada geçirecekleri son gündü…
Sarp, Sara’nın yanağına bir günaydın öpücüğü kondurduktan sonra, derin bir iç geçirdi ve:
• Haydi, kalk bakalım sevgilim. Burada geçireceğimiz bu son günün keyfini çıkaralım, sonrasında bizi zor günler bekliyor dedi!
Sara özellikle dün gece yaşadığı mutluluğun etkisiyle:
• Ama sevgilim daha çok erken değil mi? Haydi gel yanıma biraz daha yatalım derken sanki biraz daha sevişelim der gibiydi…
Ama Sarp’ı daha şimdiden ayrılığın hüznü sarmıştı!
Bu duygu halini Sara’ya hissettirmek istememesine rağmen ses tonu onu ele vermiş, yatağında doğrulan Sara’yı da etkilemişti!
Sara:
• Hem niye son günümüz olsun ki? Tam tersine bu bizim yeni hayatımızın ilk muhteşem günü, diye de ilave etti.
Sonra da soran bir ses tonuyla:
• Sen bana dün gece evlenme teklifi yapmadın mı? Biz seninle Tanrının huzurunda sonsuza kadar birlikte yaşayacağımızın sözünü vermedik mi?
Bu söz birlikteliği ikisini de çok etkilemişti.
Sadece beş ay önce başlayan bu ilişkinin bu noktaya geleceğini hiç düşünememişlerdi!
Ama aşk böyle bir şeydi. Ne ırk, ne dil, ne de ülke ayrılığı tanıyordu. ‘’İki gönül bir olunca samanlık seyran olur’’ Türk atasözü boşa söylenmemişti…
İkisi de yataktan çıktı. Duş aldıktan sonra üstelerine hafif bir şeyler giyip mutfağın olduğu alt kata indiler.
Sarp:
• Sen bahçeye çık sevgilim. Ben kahvaltıyı hazırlayıp oraya getireceğim.
Sara, Sarp’ın bu halini öylesine çok seviyordu ki. Sanki onu hiç yormak istemez gibi davranması, ona küçük ama anlamlı sürprizler yapmasına bayılıyordu. Bu sabah kahvaltısını hazırlamak istemesi de bunlardan birisiydi…
Devamı yarın
