Aceleyle yazıldığı belli ama sımsıcak duyguları anlatan bu kısa mektubu defalarca okuyan Sarp, bundan sonra ne yapabileceğinin düşüncesiyle yaşayacaktı. Artık onun tek bir amacı vardı! O da Sara’ya yeniden kavuşmaktı…
Günler haftaları, haftalar ayları kovalamış; Sara adadan ayrılalı üç ay geçmişti…
Sara’nın olmadığı bu uzun süreçte Sarp çok değişmiş, iyice içine kapanmış, çevresiyle neredeyse hiç temas kurmayan bir kişiliğe bürünmüştü.
Sara’dan sonra en çok sevdiği kan kardeşi Metin’i bile bir kez gören Sarp, yaşadığı bu yalnızlığı Sara ile geçirdiği güzel günlerin anısıyla doldurmaya çalışsa da bir türlü başarılı olamamış, o güzelim anılar sevdiği kadını hatırlattıkça ona daha fazla acı vermeye başlamıştı!
Kaldı ki, bu üç aylık süreçte Sara’dan haber de alamamış, onun nerede olduğunun, ne yaptığının bilinmezliği; Sarp’ın içinde tarifi olmayan bir merakla, içi acıyla dolu yoğun bir duygu yumağı oluşturmuştu!
Sara neredeydi? Neden onu aramamış, neden yazmamıştı? Adada yaşadıkları o büyük aşk, o büyük tutkuyu yoksa unutmuş muydu?
Sonu gelmeyen bu soru yumakları arasında bunalıp kalan Sarp, ne yapacağını bilemeden yaşamın ona neler getireceğini düşünemeden sanki ruhunu teslim etmiş bir bedenin içinde oradan, oraya savruluyordu!
Üstelik bu süreçte Sarp’ın adadan ayrılma vakti de gelmiş, Türkiye’ye Ankara’ya tayini çıkmıştı. Mayıs ayının son haftası adadan ayrılacaktı…
Sarp, Sara ile gezip dolaştıkları yerleri son bir kez daha görmeye karar vermişti. Bu yerlere gidebilmesi için araca ihtiyacı vardı. Bu nedenle de Metin’i aradı.
Metin Sarp’ın bu kararını öğrendiğinde önce karşı çıkmış, göreceği bu yerler nedeniyle bir kez daha kan kardeşinin üzülmesini istememişti. Ancak Sarp’ın ısrarı karşısında evet demek zorunda kalmış, Girne’deki taksi durağında buluşmaya karar vermişlerdi.
İşte o sabah bu kararlılıkla uyanan Sarp, erkenden birliğinden ayrılıp, Metin’in taksi durağına gitti. Metin durağa gelmiş Sarp’ı bekliyordu.
İki can arkadaş selamlaştıktan sonra, sarılıp kucaklaştılar. Her ikisi de uzun süreden beri görüşmemişlerdi.
Sarp:
• Hazır mısın kardeşim? Bu adayı son kez gezişim, belki seni de son görüşüm olacak! İnan öylesine mutsuzum ki ama bu geziyi mutlaka yapmalı, Sara’yı ilk kez gördüğüm yeri, onunla dolaşıp mutlu olduğumuz mekânları mutlaka görmeliyim, dedi
Metin:
• Be kardeş, tabii ki görmelisin. Ama son kez ne demek? Sen yine bu adaya geleceksin, yine görüşeceğiz. Hatta bu defa Sara yengeyle birlikte geleceksiniz. Buna tüm kalbimle inanıyorum ben.
Sarp, Metin’in bu cevabı karşısında bir süre uzaklara daldı! Sanki ardında kalan mutlu günlere bakar gibiydi…
Boğuk bir sesle:
• İnşallah, diyebildi.
Her ikisi de arabaya binip Lefkoşa’ya doğru hareket ettiler. Sarp, Sara’yı ilk kez Lefkoşa’da cephe hattında görmüş, Sara ile ilk konuşmasını o irtibat noktasında yapmıştı…
Girne- Lefkoşa yolu Beşparmak dağları arasından geçiyor, Boğaz bölgesinden sonra Lefkoşa görünüyordu. Mayıs ayının gelmesi ile birlikte bu yolun çevresi sarıpapatyalara karışmış kırmızı gelincik tarlaları ile dolmuştu.
Yolun çevresi bu güzel görüntülerle adeta cennet bahçelerini andırıyor, hafif rüzgâra kapılan bu tarla görüntüleri; adeta dans eder gibi bir sağa, bir sola selam veriyordu.
Bu görüntü, Sarp’a BG nün Lefkoşa’daki yeni yıl balosunda Sara ile yapmış olduğu dansı hatırlattı. Sağa sola savrulan sarıpapatyalar Sara’nın o sapsarı ipeksi saçları gibiydi, kırmızı gelincikler ise sevdiği kadının mahcubiyetten kızarmış yanaklarına benziyordu. Derin bir iç geçirdi! İster istemez ‘’Sara’m canım sevgilim kim bilir neredesin şimdi?’’ sözcüleri ağzından döküldüğünde, gözyaşları da ona eşlik etmişti.
Devamı yarın
