Atilla ÇİLİNGİR


Gece Yarısı Güneşi - 77

Gece Yarısı Güneşi - 77


Nihayet onu Helsinki’ye götürecek uçağın anonsu yapılmış, Sarp da büyük bir heyecanla kendisini Sara’ya kavuşturacak bu uçağa binmişti. Gerçekten de çok heyecanlıydı. Kabı kabına sığmıyor, birkaç saat sonra sevdiği kadına kavuşacak olmanın heyecanı onu bambaşka diyarlara sürüklüyordu! Aklına mıhlanan bir tek düşünce vardı! O da, Sara’yı görür görmez onunla evlenmek istediğini, bir kez daha tekrarlayacak olmasıydı…

       Uçak havalandıktan sonra, hostesin yaptığı sabah kahvaltısı servisiyle birlikte yediği peynirli sandviç, içtiği çay, Sarp’ın günler sonra yediği ilk yiyeceklerdi. Üç günden beri hiçbir şey yememişti.  Ama o yüreğinde taşıdığı sevgi ve ayrılık acısı nedeniyle, acıkma hissinin ne demek olduğunu çoktan unutmuştu…

     Uçak tam vaktinde Helsinki’ye indiğinde saat 13.00 olmuştu. Sarp uçaktan iner inmez, valizini alacağı salona gitti. Valizini alır almaz havaalanından dışarı çıkarak, şehir merkezine nasıl gidebileceğini öğrenmek için önüne ilk çıkan polis memuruna sordu. Havaalanında görevli polis Allahtan İngilizce biliyordu. Sarp’a şehir merkezine toplu taşıt araçları ya da taksi ile gidebileceğini, bu ulaşım şekli arasında zaman olarak 15-20 dakikalık bir fark olduğunu, çok ücret ödemek istemiyorsa; havaalanından şehir merkezine giden tren de olduğunu söyleyerek, trenle gitmesini tavsiye etti.

     Zaten tren istasyonu da, havaalanının tam dibindeydi. Sarp, polis memuruna teşekkür ederek hızla istasyona doğru yürüdü. Şehir merkezi son durak için bir bilet istedi. Bilet gişesindeki memurun söylediği bilet ücreti, Sarp’ın cebinde kalan son para kadardı! Tereddüt etmeden biletini aldı, hızla trenin kalkacağı perona doğru yürüdü…

     Havaalanından şehir merkezinde giden trenler 20 dakikada bir kalkıyordu. Sarp’ı götürecek trenin kalkmasına daha 15 dakika vardı. Sarp istasyondaki bir bekleme koltuğuna ilişti. Bir bilete, bir saatine bakıyor, kalan dakikaların bir an önce bitmesi için dua ediyordu. Sara’sına kavuşmasına artık aylar, günler değil, saatler kalmıştı…

    İstasyona giren tren düdüğü duyulur duyulmaz Sarp, oturduğu yerden fırladığı gibi, trene biniş noktasına gelmiş, tren durur durmaz yolcuların inmesini beklemeden çoktan trene binmişti. Trenden inenler Sarp’ın bu aceleciliği karşısında bir hayli söylendilerse de; söylenen şeylerin hiçbiri Sarp’ın umurunda değildi. Onun aklında olan yegâne şey, bu trenin bir an önce kalkarak onu Sara’sına kavuşturacak olmasıydı.

   Trenin kalkmasıyla birlikte Sarp’ın duyduğu heyecan artık zirve yapmıştı! Oturduğu yerde duramaz olmuştu! Kalp atışlarını kulaklarında değil adeta beyninde hissediyordu. Onun bu kıpır, kıpır hali kompartımanda onunla birlikte seyahat eden yaşlı bir beyin de dikkatini çekmiş olacak ki! Bu durumu nedeniyle Sarp’a dönerek;

          •        Umarım rahatsız değilsinizdir? Kendinizi iyi hissetmiyorsanız, size nasıl yardımcı olabilirim? Dedi.

 Sarp, biraz da mahcup olmanın utancıyla;

          •        Sizi rahatsız ettiysem lütfen kusura bakmayınız. Yıllardır özlemini çektiğim bir yakınıma kavuşacak olmamın heyecanı içindeyim. Bu nedenle yerimde duramaz oldum. Lütfen tekrar kusuruma bakmayınız.

Yaşlı adam:

          •        Aman efendim rahatsız olmadım ki, heyecanınız o kadar belli ki, yardım etmek istedim sadece. Bu arada yabancısınız anlaşılan!

 Sarp:

          •        Evet, ben bir Türk subayıyım. Finlandiya’ya da ilk kez geliyorum.

 Yaşlı adam:

          •        Öyle mi! O zaman size mutlaka yardım etmeliyim. Rica etsem Trenden indikten sonra gideceğiniz adresi görebilir miyim?

     Sarp, ‘’memnuniyetle’’ diyerek Sara’nın ev adresini gösterdi. Adam adresin yazılı olduğu kâğıda baktıktan sonra:

          •        Bu adres benim gideceğim yol üzerinde. İsterseniz sizi oraya bırakabilirim, dedi

       Sarp, adamın bu cevabı karşısında çok sevinmişti. Trenden indikten sonra nasıl gideceğini bilmediği bu adrese götürecek kişi karşısında duruyordu. İçinden ‘’Bu ne güzel bir şans. Allah’ım sen ne büyüksün’’ diye mırıldandı…

      Sarp ve yaşlı adam trenden birlikte indiler. Bu arada yaşlı adamı gören genç bir kız koşarak yanlarına geldi:

          •        Hoş geldiniz büyükbabacığım. Yanınızdaki bu bey de kim?

    Yaşlı adam:

          •        Bu bey benim yol arkadaşım. Bize giderken onu da gideceği adrese bırakacağız benim güzel torunum, dedi.

    Hep birlikte binecekleri araca doğru yürüdüler. Sarp ön koltuğa, yaşlı adam arka koltuğa oturdu. Valizlerini de bagaja koyduktan sonra, araç hareket etti. Aracı büyükbabasını karşılayan genç kız kullanıyordu.

     Yolda pek konuşulmadı. Genç kız sadece Sarp’ın bir Türk subayı olduğunu öğrenmiş, yol boyunca da yan gözle sürekli Sarp’ı süzmüştü. Sarp, kendisinin incelendiğinin farkındaydı ama bu sorgu dolu bakışları değil, az sonra karşılaşacağı Sara’nın gözlerinde oluşacak bakışları merak ediyordu!

     Yaklaşık bir saat süren bir araç yolculuğundan sonra Sarp’ın vermiş olduğu adrese geldiler. Araç güzel bir evin önünde durdu.

    Yaşlı adam:

          •        Gösterdiğiniz kâğıtta bu adres yazıyordu. Umarım özlemini çektiğiniz yakınınıza az sonra kavuşursunuz. Dedi.

    Sarp:

          •        Çok teşekkür ediyorum. Bana çok yardımcı oldunuz. Bu arada benim adım Sarp. Bakarsınız bir gün yine karşılaşırız. Dedikten sonra araçtan indi. Bagajdan valizini aldıktan sonra, araç camını açan yaşlı adama veda etti.

   Yaşlı adam araç hareket etmeden önce, ‘’Benim evim de üç sokak aşağıda, adım da Andre. Kime sorsanız evimi gösterir. Gitmeden önce bir akşam kahvesi içmeye beklerim.’’ Dedi. Bu sırada genç kız da; ‘’gelirseniz ben de sevinirim’’ diye ekledi.

    Araç uzaklaşırken; Sarp, ‘’Dünyada hala iyi insanların bulunması ne güzel’’ diye söylendi…