Atilla ÇİLİNGİR


GECE YARISI GÜNEŞİ - 88

GECE YARISI GÜNEŞİ - 88


Valizini aldı, trenden indi. Sanki birileri onu karşılamaya gelecekmiş gibi sağa, sola baktı! Evet, kimileri gelen yolcular arasındaki sevdiklerine sarılmış hasret gideriyor, kimileri çoktandır görmedikleri çocuklarını hasretle kucaklıyordu…
Ama Sarp’ı bekleyen, ona hoş geldin diyecek hiçbir yakını yoktu! O bundan sonrasını artık çok iyi biliyordu! Çünkü hayatının bundan sonrasında o sadece yalnızlıkla arkadaş olacak, hayatının hiçbir döneminde bu tren garında kavuşanlar gibi, mutluğun sıcaklığını, sevgisini yaşayan birisi olamayacaktı…
Bir süre daha çevresini seyrettikten sonra Türkiye’ye hareket edecek olan ilk trene bilet almak üzere bilet gişesine yürüdü. Gişe görevlisi Türkiye’ye Ankara’ya hareket edecek trenin ertesi sabah 08.00 de olduğunu söyledi. Sarp çaresiz bu saate kadar bekleyecek, geceyi de tren garında geçirecekti. Çünkü Türkiye’ye gidecek olan trene bilet aldıktan sonra yanında sadece yüz lira kadar parası kalmıştı. Onunla da aç kalmamak için belki bir-iki sandviç alabilecekti…
Sarp, en azından ülkesine geri dönebileceği için az da olsa rahatlamıştı. Ancak asıl Ankara’ya döndükten sonra ne yapacaktı?
Akdeniz’deki tatbikat sona ereli neredeyse bir hafta olmuştu. Demek ki, o yaklaşık bir haftadan beri firarda, birliğinden uzaktaydı. Ona bu görevi veren komutanı hakkında ne düşünüyordu acaba? Ankara’ya döner dönmez birliğine mi gitmeliydi? Gitmezse ne olacaktı? NATO tatbikatından zamanında dönmediği için firar suçunu işlemişti. Bunun da cezası oldukça ağır olacaktı. Ama o yeniden hapis yatmak istemiyordu!
Kıbrıs’ta sevdiği kadın uğruna hapis yattığı günleri hatırladı! Derin bir iç geçirdi… Sara’nın oradaki varlığı, onu ziyarete gelişi, hapiste geçen günlerin zorluğuna dayanmasına vesile olmuştu. Ancak bu defa ne Sara onu görmeye gelecek, ne de Metin gibi bir kan kardeşi yanında olacaktı.
O an aklına Metin geldi. Sahi o ne yapıyor acaba diye düşündü? Herhalde yine Kıbrıs’ta Girne’deki durakta taksicilik yapıyordu. Türkiye’de iken bir kez görüşmüşler, ondan sonra hiç haberleşememişlerdi! Ankara’ya gider gitmez Metin’i aramaya karar verdi.
Bu arada gün yavaş, yavaş sona ermeye başlamıştı. Sarp’ın karnı da çok acıkmıştı. Sabahtan beri tren garında seçmiş olduğu yerde düşüncelere dalmış gitmişti. Geceyi geçireceği yer tren garına çok hâkim bir yerdeydi, bekleme salonunun her yanını görüyordu. Çevreyi incelerken, kalabalık bir ailenin salonda yemek yediğini gördü. Bulundukları yere portatif bir masa kurmuşlar etrafına da halka olmuş, neşe içinde yemek yiyorlardı. Bu görüntü Sarp’ı yıllar öncesine çocukluk günlerine götürdü. O ve ailesi de özellikle bayram günlerinde tüm aile bir araya gelip, bir masanın etrafında toplanarak neşe içinde yemek yerlerdi…
Oturduğu koltuktan kalktıktan sonra bekleme salonunda yiyecek satan bir yer var mı ona bakmak için yemek yiyen o ailenin de bulunduğu tarafa yürüdü. Yanlarından geçerken ailenin Türkçe konuştuğunu fark etti. Çok mutlu olmuştu. Gülen yüzle onları selamladı, ‘’afiyet olsun’’ dedi. Ailenin en yaşlısı, Sarp’ın da Türk olduğunu anlayınca;
- Sağ olasın evlat. Buyurmaz mısın? Allah ne verdiyse sen de katıl bize, dedi.
Sarp bir an duraladı! Şaşkınlıkla ‘’ben de mi’’ diye sordu.
Yaşlı adam ‘’evet oğlum sen de buyur’’ diye yineledi. Bu daveti öylesine içten yapmıştı ki, Sarp yanlarına gitmese sanki onları küçümsüyormuş gibi algılayacaktı.
Bunun üzerine Sarp; ‘’Pekiyi amcacığım’’ diyerek, yaşlı adamın yanına geldi. Portatif masanın üzeri Türk mutfağının en güzel yemekleri ile donatılmıştı. Çeşitli börekler, zeytinyağlı dolmalar, içli köfteler, kuru köfteler, zeytin, peynir, domates, evde yapıldığı belli olan köy ekmeği ve içecek su.   
Sarp, bundan güzel bir ziyafet sofrası var mıdır acaba diye düşündükten sonra, masadaki börekten bir parça aldı. Onu afiyetle yedikten sonra, diğer yiyeceklerin de tadına bakarak bir bardakta su içti. Bu yiyecekleri öylesine iştahla, öylesine çabuk yemişti ki! Masadakiler durmuş onu seyretmişlerdi.
DEVAM EDECEK...