Atilla ÇİLİNGİR


GECE YARISI GÜNEŞİ - 89

GECE YARISI GÜNEŞİ - 89


Yaşlı adam;

- Afiyet olsun evlat, Türk yemeklerini ne de çok özlemişsin böyle.

Sarp, bir an utancından kıpkırmızı oldu, ne diyeceğini bilemedi ama sonra kendisini toparlayarak;

- Evet, amca bey, ne yalan söyleyeyim! Uzun zamandan beri böylesine lezzetli yemekler yememiştim vallahi. Çok makbule geçti. Yapanların eline sağlık, senin de kesene bereket, dedi.

Yaşlı adam;

- Afiyet bal, şeker olsun oğlum. Biz Antepliyiz. Bizim hanımın eli de çok lezzetlidir. Yarın sabahki trenle bizde Türkiye’ye dönüyoruz. Berlin’de çalışmaya geldik ama yapamadık. Bizim ülkemiz gibi yok. Toprağımızı özledik. Allahtan Antep’teki yerlerimiz duruyor. Şimdi yeniden baba toprağına dönüyoruz işte. Bu arada sen ne eylersin buralarda? Nereye gidersin?

Sarp, bu yaşlı adamın içten açıklamalarını, konuşmasındaki samimiyeti çok sevmişti. O da kendisini tanıttıktan sonra:

- Değerli amca bey ben ordumuzda görevli bir subayım. Avrupa’daki görevimi tamamladım, Ankara’ya dönüyorum.

Yaşlı adam, Sarp’ın subay olduğunu öğrenince çok sevinmişti. Öyle ya Anadolu insanı için Türk subayı öylesine kıymetliydi ki, hele ki bu subayı sofrasında konuk etmesi, yaşlı adama büyük bir onur vermişti.

- Çok da gençsin be evlat rütben nedir bakayım senin? Ben askerliğimi İstanbul’da çavuş olarak yaptım. Ankara’ya da birkaç kez gitmişliğim var, oradaki askerlik arkadaşımın yanına…

Sarp:

- Benim rütbem üsteğmen, yani omuzumda iki yıldız taşıyorum. İngilizcemin çok iyi oluşu nedeniyle Avrupa’daki NATO tatbikatında görevliydim. O görev sona erdiği için birliğime geri dönüyorum. Dedi.

Yaşlı adam;

- Ya öyle mi? Demek ki gâvurcayı iyi bilirsin! Vallahi biz iki yıl kaldık buralarda ama öğrenemedik şu Alamancayı. Ne zor şeymiş dil bilmeden yabancı bir ülkede yaşamak! Sabah erkenden uyanırsın, yollara düşersin bir an önce iş başı yapmak için…

Burada herkes bir robot sanki! Kimse kimseye selam vermez! Herkes makina gibi! İş yerlerinde nefes almak bile izinle! Dur, durak bilmeden çalışacaksın. Üç kuruş fazla kazanacağız diye geldik bu gurbete ama çekilmez oldu gayrı. 

Bir daha toprağımdan ayrı düşmek mi? Tövbeler olsun, tövbe. Sabah ezanımı özlerim memleketimin. Her sabah selamlaşmamızı özlerim dostlarla. Köy kahvesindeki sohbetin doyumsuzluğu buralarda yok! Yere düşsen kaldıranın olmaz. Bizim vatanımızda öyle mi? Ne zaman dara düşsen bir yakının olur yanı başında. İşte bu nedenlerle dönüyoruz vatanımıza.

Sarp, yaşlı adamın bu içten yakınmalarını dinlerken, ülkemizden o yıllarda gurbet ellere giden işçilerimizin, onların ailelerinin neler çektiğini daha iyi anlamıştı. Aslında yaşlı adamın anlattıkları yıllardan beri gazete haberlerine yansıyanlarla aynıydı ama böylesine zorlukları, hasretlikleri yaşayanın ağzından işitmek çok daha anlamlıydı, gerçeğin ta kendisiydi…

Bu arada Sarp ile yaşlı adamın sohbeti gittikçe koyulaşmış, zaman su gibi akıp gitmişti.

Yaşlı adam:

- Ya bu arada biz bunca zaman geçti isimlerimizi demedik! Benim adım Ahmet. Memlekette bana Ahmet Çavuş derler. Senin adın nedir komutan bey?

Sarp:

- Benim adım da Sarp, bana lütfen komutan bey değil Sarp oğlum derseniz çok sevinim diye cevapladı.

Ahmet çavuş, Sarp’ın bu cevabını çok sevmişti. 

- Oldu be Sarp oğlum. Bak hele benim beş kız evladım var. Hiç oğlum olmadı. Ama bilesin ki, şimdi bir de oğlum var. Yani altı evladım var, hepinize can feda.

Sarp, Ahmet çavuşun evlatlarım diyerek canı yürekten söylediği bu sözleri karşısında çok duygulanmıştı.

- Sağ olasın Ahmet baba. Benim de İstanbul da yaşayan bir babacığımdan başka kimsem yok! Ama bilesin ki, bundan böyle ne zaman sıkıntıya düşsem bana kucak açacağını bildiğim, beni oğlu gibi gören bir yakınım var. Ne mutlu bana, dedi.

DEVAM EDECEK..