Atilla ÇİLİNGİR


Gece Yarısı Güneşi - 90

Gece Yarısı Güneşi - 90


Ahmet Çavuş;
- Sabah trenine kadar ne yapacaksın evlat? Biz burada sabahlayacağız. Eğer otele gitmeyeceksen, sen de bizimle birlikte oturabilirsin. Hem sohbet eder dertleşir, hem de birbirimizi daha yakından tanırız.
Sarp;
- Rahatsızlık vermeyeceksem memnuniyetle otururum. Hem çoktandır Böylesine güzel bir sohbeti öyle çok özlemişim ki!
Böylece Sarp ve Ahmet çavuş sabahı etmek üzere koyu bir sohbete daldılar! Bu sohbetleri sırasında Sarp, kimi zaman dalıp gidiyor; sanki uzaklarda kalan bir sevdiğini ararcasına iç geçiriyordu!
İşte sohbetlerinin böyle bir yerinde Ahmet Çavuş, birden şu soruyu sordu:
- Sarp oğlum, anladığım kadarıyla, senin büyük bir derdin var! Bir sakıncası yoksa bu yaşlı adama anlatmak ister misin? Belki sana çare olacak bir çift lafım vardır, ne dersin?
Sarp, uzun uzun Ahmet çavuşa baktıktan sonra:
- Var ya Ahmet çavuş, var! Hem de öylesine bir dert ki bu! Ne çaresi var, ne de unutulası…
Ahmet Çavuş;
- Anlat be oğlum. Derdini anlatmayan, o derde ne bir çare bulur, ne de içinde huzur olur!
Saat gece yarısını çoktan geçmişti…
Sarp sabaha kadar geçen süreçte anlattıkça anlattı! Anlattığı her cümlenin içinde Sara vardı. Onunla Kıbrıs’ta geçirdikleri günlerden, peşinden Finlandiya’ya kadar gidişini, sevdiği kadının uğruna mesleki kariyerini bile feda etme noktasına geldiğini, bundan sonra ne yapacağını bilemediğini uzun, uzun anlattı.
Sarp’ın bu anlatısı, onun yüreğinde taşıdığı acının da feryadıydı. Sarp, saatler boyunca konuştu. Anlattığı her konuyu gözyaşlarıyla suladı. Öyle bir an geldi ki, anlattıklarının tesiri altında kalan Ahmet çavuş, çok etkilenmiş olacak ki;
-  Dur be oğlum! Dur hele bir soluklan! Beni de ağlatacaksın şimdi. Bu ne çileymiş senin ki? Nasıl bir sevda bu oğlum? Nelerle sınanmışınız böyle akılım almıyor! Böylesine kara sevdalar da varmış demek ki!
Sarp, ömrünün en önemli duygularını paylaşmışçasına derin bir ‘’ohhh’’, peşinden de uzun bir ‘’offf’’ çekti.
- Şimdi söyle bana Ahmet baba ben ne eyleyeyim böylesine bir sevdayı, bunun çaresi var mı ki?
Unutmak istesen, unutamazsın, vazgeçtim desen yüreğin isyan eder. Bundan sonra kalan ömrüm varsın olmasın. Böyle yaşamak neye yarar ki? Dedi.
Ahmet Çavuş birden silkinerek ayağa kalktı;
- Tövbe de oğul tövbe. İsyankâr olmak biz inananlara yakışmaz. Her derdin bir çaresi vardır. Yeter ki, sen umudunu kaybetme. İnançlı ol. Sevdiğine kavuşmak için sen her şeyi yapmışsın. Yüce Rabbim de bunları bilir elbet. Mutlaka sana yardım edecektir. Hayata küsmek senin gibi akıllı, donanımlı bir insana yakışmaz. Hem daha çok gençsin. Önünde koca bir ömür var. Karşına sevebileceğin bir başkası da çıkabilir.
Sarp:
- Bir başkası mı? Benim yeminim var Ahmet Çavuş. Ben Sara’dan başkasını sevemem. Ondan başkasına ‘’sevgilim’’ diyemem. Varsın bundan sonrasında hayat arkadaşım, ‘’yalnızlığım’’ olsun. Ama vallahi de, billahi de andım olsun ki Sara’dan başkasını asla sevemem.
Sarp, son sözlerini o kadar içten, o kadar yürekten söylemişti ki! Daha önce böylesine bir sevginin anlatımına şahit olmayan Ahmet Çavuş, Sarp’a sarılarak onu alnından öptü:
- Sana şu kadarını söylemek isterim ki! Bu ihtiyarın yüreğinden dökülen bu sözlerime inan. Bir gün sen bu çok sevdiğin kadına mutlaka kavuşacak onunla çok mutlu olacaksınız. Bu sözleri seni teselli etmek için söylemiyorum. İçimden gelen gizli bir ses bana bunu söyletiyor. İnan bana bu söylediklerim mutlaka gerçekleşecek. İşte o zaman bu ihtiyarın sözlerini hatırla. Hatta gelin kızımızı Antep’e getir bizde tanıyalım, bir düğün de orda yapalım. Dünya âlem böylesine bir sevda nasıl olurmuş görsün, tanısın sizi…
Devamı yarın