Atilla ÇİLİNGİR


Gece Yarısı Güneşi - 99

Gece Yarısı Güneşi - 99


Otel’de vakit kaybetmemek için kahvaltı yapmadılar. Ama Kaipuu için küçük bir sandviç ile küçük bir meyve suyunu yanına almayı ihmal etmedi. Havaalanına giderken bunları Kaipuu’ya yedirecekti. Kendisi nasıl olsa henüz acıkmamıştı. Otel odasından çıktı, lobiye geçerek, otelde geçirdikleri günlerin ücretini ödedi. Otel görevlisinin çağırdığı taksiyi beklemeye başladı.
Kısa bir süre bekledikten sonra Sara ve kızını Ankara Esenboğa Havaalanına götürecek olan taksi otelin çıkış kapısına gelmiş onları bekliyordu.
Sara valizini alarak kızıyla birlikte gelen taksiye bindiler. Taksi hareket etti.
Şimdi onları yeni bir gelecek, bu defa Kıbrıs’ta bekliyordu. Sara’nın tüm duaları Sarp’ın bir an önce Metin’i araması içindi…
Bu sırada Sarp da sabahın erken saatinde uyanmış. Onu Antep’e götürecek otobüsün gelmesini bekliyordu. Geceyi geçirdiği bekleme koltuğuna o kadar alışmış olacak ki, gece boyunca uzandığı bu tahta yatak ona kuş tüyü gibi gelmişti. Yattığı yerden doğruldu. Valizini ve cüzdanını kontrol etti. Hepsi yerli yerindeydi. Öyle ya gece boyunca kalmış olduğu yer her türlü tehlikeye açıktı. Ama herhangi bir şey olmamıştı!
Otobüsünün gelmesine 2 saat vardı. Karnı da bir hayli acıkmıştı. Bekleme salonunda her saat açık olan bir lokantaya girdi.
Canı çorba içmek istemişti. Bir masaya ilişti. Gelen garsona ezogelin çorbası siparişi verdi. Az sonra gelen dumanı üstünde çorbayı kaşıklarken; aklına Sara geldi. Bu çorbayı ne kadar çok severdi. Hele ki, adına bayılırdı! Çorbanın adını, Ezogelin değil hep; ‘’Saragelin’’ olarak söylerdi…
Sarp derin bir iç geçirdi! ‘’Ahh benim güzel sevgilim. Gece yarısı güneşim, keşke sende benim gelinim olabilseydin. Nerelerdesin? Kim bilir ne yapıyorsun şimdi?’’ Yüreğinden dökülen bu kelimeler, onun giderek büyüyen ‘Sara özlemini’ ne de güzel anlatıyordu…
Kimi zaman tesadüflerle dolu yaşam gerçeği, birbirlerini çılgıncasına seven bu âşıklara Ankara’da kaldıkları süre içinde her hangi bir sürpriz yapmamıştı. Hâlbuki kader isteseydi, bir şekilde onları yeniden bir araya getirebilirdi. Hem de her ikisi de aynı zamanda,  aynı yer kesitinde bulunurlarken, bir araya gelememişlerdi…
En nihayetinde nereye gideceklerini kaderin belirlediği Sara ile Sarp’ın hareket saatleri gelmiş, birisi Antep’e, diğeri ise Kıbrıs’a hareket etti.
Sara’nın uçağı havalandıktan kısa bir süre sonra Kaipuu uykuya daldı. Ankara’da geçirdikleri üç yorucu gün onu da çok yormuştu. Sara ise Kıbrıs’a yaptığı bu yolculuğun sonunun mutlu bir şekilde bitmesi için aklına gelen her duayı bir kez, bir kez daha tekrarlıyor; Sarp’ın Metin’i arayacağına olan sarsılmaz inancıyla, sevdiği adama kavuşacağı anların hayalini kuruyordu…
Sarp, Antep otobüsüne binmeden önce otogardan Kıbrıs’taki kan kardeşi Metin’i arayıp, Sara’dan haberi olup, olmadığını sormak istedi. Ancak, bekleme salonunda mevcut telefonların önünde öylesine uzun kuyruklar vardı ki, buralarda bekleyip zaman kaybetmek istemedi. Sanki gizli bir el onun Sara’dan haber almasıyla ilgili her hamlesini anında engelliyordu!
 Hâlbuki Sarp, Antep’e gitmeden önce Kıbrıs’ı aramış olsaydı, bu iki sevdalının yeniden bir araya gelmesi an meselesi olacaktı. Kader burada da yapacağını yapmıştı!
Sarp’ı Antep’e götürecek otobüsün kalkış anonsuyla birlikte, otobüse geçen bu genç sevdalı, yerine oturduktan sonra, ellerini açarak ‘’Allah’ım bundan sonraki yaşamımda bana yardım et. Gelecek günlerimde beni zorda bırakma rabbim’’ diyerek dua etti. Öyle ya, Sarp üsteğmen birliğine bir daha dönmemek üzere bir kez daha firar etmişti.
Askeri mahkemenin vereceği hapis cezasına katlanmaya hiç ama hiç niyeti yoktu. Böylesi bir cezayı Kıbrıs’ta yaşamış, ceza evi hücresinde geçen o günlerin ıstırabını hiçbir zaman unutmamıştı. Hayatının en kötü, en zor günlerini ceza evinde geçirmişti.
Sarp’ın aklını kurcalayan çok önemli bir husus daha vardı!
Devamı yarın