Konuk YAZAR


Ya biz komutanlarımızı nasıl kaybettik?

Ya biz komutanlarımızı nasıl kaybettik?


Kendisi de Ergenekon-Balyoz sürecinin mağdurlarından olan Emekli General Ahmet Yavuz’un “Savaşın ilk günü başkomutanını ve genelkurmay başkanını kaybettiysen savaşı kaybetmenden de kaçınılmazdır! Kendini koruyamayan ülkesini koruyamaz!” mesajına Gönül Kenter şöyle yorum yapmış:

“Biz savaş başlamadan, açılan gizli savaşın bilincine dahi varamamışken, komutanlarımızı Silivri kumpaslarıyla kaybettik, koruyamadık. Buna ne diyeceksiniz Sayın Yavuz?”

Ahmet Yavuz da cevaplamış:

“Bizi, bu tür dolaylı tutumlarla etkisizleştirmeye çalışıyorlar. Tam da önermeme uygun bir örnek...”

***

Gerçekten de İran, savaşın daha ilk anında başkomutanını ve komuta kademesini kaybetti ama müthiş bir direnç gösteriyor. Türkiye ise savaş kaybetmiş gibi kendi başkomutanlarından birini ve iyi yetişmiş komutanlarını, kurmay subaylarını yargıladı, uzun süre süründürdü... Pek azı görevlerine geri dönebildi... İntihar edenler, beyin kanaması, kalp krizi geçirip şehit olanlar var... Üstelik başkomutan İlker Başbuğ sanıkken, terörist Şemdin Sakık gizli tanıktı...

Konuyu, 8 Nisan 2011’de “Genelkurmay’ın anlamadığı” başlığı altında şöyle incelemiştim:

"İşgal kuvvetleri denilince insanın aklına Nürnberg ve Tokyo mahkemeleri geliyor.

Almanya ve Japonya, İkinci Dünya Savaşı'ndan yenik çıkınca, galip devletler Nürnberg ve Tokyo'da birer mahkeme kurdu. Alman generaller ve Nazi Partisi sorumluları, ‘insanlık suçu, savaş suçları, dünya barışına karşı işlenen suçlar ve savaşa sebep olmak’ suçlarından yargılandı.

Kaç kişi yargılandı biliyor musunuz? 24 kişi!

Bir Alman generali Londra'yı bombalamaktan yargılandı ama Berlin'i bombalayan İngiliz generaline kimse hesap sormadı!

Çünkü bu galiplerin mahkemesi idi! Yargılananlar arasından intihar eden de oldu...

Tokyo'da kurulan mahkemede kaç Japon yargılandı?

28 kişi!

Bugün Türkiye'de kaç general yargılanıyor, kaç subay astsubay yargılanıyor?

Sadece bir davada 163 subay tutukludur. Diğer davaları da hesaba katarsanız, 300 civarında subay, astsubay yargılanıyor!

Peki Türkiye, bir savaş mı kaybetti ki subaylarının ve aydınlarının önemli bir bölümü tutuklu olarak yargılanıyor, misyonerlik hakkında bilimsel eser yazanların bile evleri aranıyor?

Demek ki Türkiye bu savaşı kaybetti! Başka bir açıklaması yok bunun!

Hani Genelkurmay Başkanlığı, ‘163 TSK mensubunun neden hâlâ tutuklu olduğunu anlamakta güçlük çekmekteyiz!’ diyor ya; işte anlamadıkları gerçek Türkiye'nin bu savaşı ‘şimdilik’ kaybetmiş olduğu gerçeğidir.

Diyeceksiniz ki Türkiye hangi savaşı kaybetti?

Sık sık hatırlattığımız gibi psikolojik savaşı kaybetti! Behiç Gürcihan'ın kavramıyla ‘Beyinlerdeki Çanakkale Savaşı’nı kaybetti! Türkiye zihinsel bir işgale uğradı!

Aslında Birinci Dünya Savaşı'ndan Versay ve Sevr antlaşmalarında da Almanya ve Türkiye'nin yargılanması öngörülmüştü.

Başaramadılar.

Bugün, ‘darbe’, ‘örgüt’ derken, PKK ile mücadele eden subaylar yargılanıyor!

Anlayın artık!”

***

15 Temmuz darbesiyle Türkiye’nin sistem değiştirmesinden önce de şu uyarıyı yapmıştım

“Bugün dış politikamızın en önemli konularından biri Anayasa konusudur. Aslında büyük devletler başka ülkeleri etkilemek istedikleri zaman önce Anayasalarını değiştirtmeye çalışırlar ama kendi Anayasalarını kolay kolay değiştirmezler.

* 2. Dünya Savaşı bittikten sonra Amerika'nın ilk yaptığı işlerden biri Japonya'ya yeni bir anayasa kabul ettirmek olmuştur. Bugün de yürürlükte olan Japon anayasası işgal kuvvetlerinin komutanı General Mc. Arthur'un hukukçu subayları tarafından hazırlanmıştır.

* Alman anayasası da benzeri bir şekilde kaleme alınmıştır. 1948 yılında, galip devletler Londra'da Alman Anayasası'nın esaslarını belirledi. Bu işle görevlendirilen komisyonlarda Almanlar yoktu. Bugün yürürlükte olan Alman Anayasası, esasları Londra'da hazırlanan bu anayasadır.

Bu iki devlet savaş kaybetmiş. Savaş kaybeden devletlere, güçlü devletler diz çöktürüp, ülkelerini nasıl yöneteceklerini, ilkelerinin ne olacağını belirleyen anayasalar hazırlatmışlar. Peki şimdi Türkiye savaş mı kaybetti? Niye bize yabancılar sürekli bir yeni anayasa yapmamız için dayatıyorlar?”

***

Şimdi ise yabancıların Anayasa dayatmasını örtmek için “Terörsüz Türkiye sloganı” kullanılıyor. Öcalan da artık “Vatandaşlık ilişkisi, millete aidiyet üzerinden değil devletle bağ esas alınarak kurulmalıdır.” diyerek “Türk Milleti” yerine etnik kökenlerin Anayasa’da yazıldığı “Türkiye vatandaşlığı” öneriyor!