Sara kızının bu doğum gününü ilk kez yakın dost ve arkadaşlarıyla birlikte kutlamanın heyecanını da yaşıyordu. Bu kutlama öncesindeki doğum günlerini sadece kızı ile kendisi, en sonuncusunu da annesiyle birlikte Helsinki de kutlamıştılar.
Ama bu defa can dostu Metin ile Ayşe’nin planladığı bir doğum günü partisi onları bekliyordu. Bu doğum günü kutlaması bu nedenle Sara ve kızı için çok özeldi. Sara, Kaipuu’yu da giydirdikten sonra arabasına bindi, Girne’ye doğru hareket ettiler…
Kutlaması yapılacak doğum gününün başlamasına saatler kalmıştı…
Sarp ile Metin gün boyunca denize girmiş, bir hayli de yorulmuşlardı. Bir süre dinlemek için Lapta’daki eve gelmişler, Ayşe doğum günü partisi için tüm hazırlıkları tamamlamış, Sara Kaipuu’ya doğum günü hediyesini aldıktan sonra evine dönmüş. Doğum günü partisinin başlayacağı saate kadar evde dinlenmeye çekilmişti…
Günün yoğunluğu tüm hızıyla geçmiş, doğum günü kutlaması için gereken tüm hazırlıklar eksiksiz yapılmış, Kaipuu’ya doğum günü hediyeleri alınmış, birbirlerinden habersiz iki sevdalı günün koşuşturmasını aynı bölgede yaşarken; zaman onlara yapacağı buluşma sürprizine odaklanmış, saatin akrep ile yelkovanı hızla ilerliyordu…
Ayşe Sara ile daha önce kararlaştırdıkları gibi doğum günü partisinin akşam yemeğinden hemen sonra saat 22.00 de yapılmasını kararlaştırmışlardı. Böylece hem partiye gelecek olan dost ve arkadaşlarına zaman tanımışlar; hem de geç saate kalmadan kutlamayı yaparak; Kaipuu’nun da uyku saatini geçirmemiş olacaklardı…
Girne o gün tüm güzelliği ile çevresini etkilemeye devam ediyordu…
Bahar mevsiminin o sihirli görüntüsü; evlerin bahçelerini, sokak aralarını süsleyen tüm ağaçlara yansımış Girne’nin her yanı çiçeklerle donanmıştı. Metin’in bahçesi de çok güzeldi. Özellikle bahçesindeki çiçekler adeta renk cümbüşü gibiydi…
Sarp günün yorgunluğunu atmış, evin verandasından bu güzel manzarayı seyrediyordu. Metin’in bahçesinde sadece çiçekler değil; zeytin, portakal, mandalina ve limon ağaçları da vardı. Sarp ayağa kalktı, bu ağaçların bulunduğu yere doğru yürüdü. Zeytin ağacının karşısına geldiğinde, yıllar önce Sara ile Lapta’daki villada kalırlarken, o villanın bahçesindeki zeytin ağacının dibine gömdükleri gümüş kutu ve o kutudaki yazı aklına geldi; ‘’Sonsuza dek seninleyim’’ gerçekten de Sara’nın olmadığı hiçbir günü olmamıştı. Acaba o ağacın dibine gömdükleri yazı hala orada duruyor muydu? İçi bir tuhaf olmuştu! ‘’Ne güzel günlerdi…’’ Diye mırıldandı.
Bu sırada Metin’de bahçeye çıkmış, Sarp’a bakıyordu! Onun bu dalgın hali saatler sonra ne hale girecek acaba? Sarp, Sara’yı karşısında görünce ne yapacaktı? O anı heyecanla bekliyordu…
Ayşe doğum günü partisi ile ilgili tüm hazırlıkları yapmış, otelin lobisinde oturmuş akşam olmasını bekliyordu. Şimdi eve dönse, sonrasında otele yalnız nasıl gidecekti? Onun için eve telefon ederek, Metin’le konuşmalı, doğum günü için her şeyin hazır olduğunu söyleyerek otelde beklemeliydi. Hem Sarp’la Metin’in tam vaktinde otelde olmalarını bir kez daha hatırlatmalıydı!
Ayşe Metin’i telefonla aradığında; Metin Sarp’la birlikte evin verandasından bahçeyi seyrediyorlardı. Ev telefonu uzun, uzun çaldıktan sonra Metin nihayet duymuş, telefonun bulunduğu salona koşarak Ayşe’nin aramasına cevap verebilmişti:
- Aloo Ayşe’ciğim merhaba Sevgilim? Seni dinliyorum.
Ayşe otelde her şeyin hazır olduğunu ama kendisinin eve gelemeyeceğini söyleyerek, Sarp’la birlikte tam vaktinde otelde olmalarını istedi. Özellikle de salona girecekleri zamanı iyi ayarlamasını bir kez daha tembih etti…
Metin iyice anladığını söyleyerek telefonu kapattı. Şimdi Sarp’a bir bahane uydurarak, Ayşe’nin onları Girne’de beklediğini söylemesi kalmıştı…
Öyle de yaptı!
Ayşe ile yaptığı telefon görüşmesinden sonra Sarp’ın yanına giderek;
- Sarp kardeşim, az önce arayan Ayşe idi. Bizi Girne’ye çağırıyor. Babası senin gelmen şerefine bu akşam üçümüzü de yemeğe davet etmiş, şimdi gitmesek olmaz. Hem seni tanımayı da çok arzu ediyorlar. Anlayacağın bu akşam bir arada olup, bir aile yemeği yiyeceğiz.
Devamı yarın