Atilla ÇİLİNGİR

Tarih: 01.08.2023 00:14

Gece Yarısı Güneşi - 76

Facebook Twitter Linked-in

Bir insan böylesine büyük bir aşkla sevdiği kişiye neden kavuşamıyor, her defasında karşısına neden yeni bir engel çıkıyordu?

     Sanki Yüce Yaratan onun aşkını böylesine engellerle sınıyordu? Ama o her defasında Sara’ya olan büyük aşkını kanıtlamamış mıydı? Neleri, ne engelleri aşmış ama Sara’dan asla vazgeçmemişti. Şimdi ona kavuşabilmenin yeni bir sınavını daha mı verecekti?

       Sarp, Sara’nın Finlandiya’daki adresinin yazılı olduğu kâğıda bir süre baktı! İçinde biriken isyanı bastırmak istercesine, derin bir ‘’offf!’’ çekti.

     Başını iki yana salladıktan sonra:

          •        Teşekkür ederim. Şimdi de en kısa zamanda bu adrese gideceğim, dedi.

    Odadan çıkarken BM görevlisi; ‘’Şansın bol olsun Üsteğmenim. Umarım en kısa zamanda sevdiğine kavuşursun’’ diye seslendi…

        Sarp: ‘’Umarım’’ diye mırıldandı!

        Ama Finlandiya’ya nasıl gidecekti?

       Türkiye’deki görevine dönmesi için iki günü kalmıştı. Hem NATO tatbikatı için gelirken aldığı harcırah bitmiş, onun dışında maaşından da biriktirdiği parası da çok az kalmıştı. Hem kalan bu parayla Finlandiya’ya gitmek mümkün müydü? Gitse bile oradan nasıl dönecek? Bu süre zarfında nerede kalıp, ne yiyecekti? Ama her şeye rağmen Sara’yı görmeye gidecekti. Buraya kadar gelmişken, onu görmeden asla Türkiye’ye dönmeyecekti. Hem o da kabul ederse belki de birlikte döneceklerdi…

    Sarp kararını vermişti. Finlandiya’ya Sara’nın bulunduğu şehre Helsinki’ye gidecekti. BM kapısından çıkar çıkmaz hemen karşısındaki taksi durağına kadar yürüdü. Bindiği taksiye havaalanına götürmesini söyledi.

     Artık düşündüğü tek bir şey vardı. O da bir an önce Helsinki’deki Sara’sına kavuşmaktı…

     Cenevre Havaalanına geldiğinde akşam olmak üzereydi. Taksiden iner, inmez koşar adımlarla havaalanından içeri girdi. Finlandiya Havayolları bürosunu bularak, Helsinki’ye gidecek ilk uçağın ne zaman kalkacağını sordu. Bürodaki görevli Helsinki’ye günde iki uçuş olduğunu, bugünkü son uçağın da saat 19.00 da kalktığını, yarın sabah saat 10.00’daki uçak ile gidebileceğini söyledi.

     Sarp, geceyi havaalanında geçirmeyi göze alarak, Helsinki’ye gidecek sabah uçağı için bilet almak istedi. Öncelikle ödeyeceği paranın ne kadar olduğunu sordu. Görevlinin söylediği uçak biletinin ücreti, onun cüzdanında kalan son paraya eşitti. Hiç tereddüt etmeden o bileti aldı. İçi biraz rahatlamış, şimdi sıra Helsinki’ye gitmeye gelmişti. Uçağın kalkmasına daha 12 saatten fazla bir zaman vardı. Bu süreyi havaalanında geçireceğine göre öncelikle kendisine bir yer bulmalıydı.

      Gözleriyle havaalanındaki bekleme salonunu şöyle bir taradı. Salondaki bekleme koltuklarının çoğu doluydu. Bu arada karnı da çok acıkmıştı! Cebinde kalan birkaç dolarla bir şeyler yemek istedi ama bundan vazgeçti. Helsinki’ye indiğinde bu para Sara’nın evine gitmesi için ona lazım olacaktı. Zaten bu parayla bir taksiye binmesi de imkânsızdı. Cebinde kalan bu son parayla ya şehir içi otobüsüne, ya da ancak metroya binebilecekti…

      Bekleme salonunun en uç noktasında bir yer olduğunu gördü. Hızla oraya doğru yürüdü. Gecenin İlerleyen saatleri günlerdir yol yorgunluğu ile birleşmiş, yaşadığı tüm olumsuzluklar uyku olup üzerine çökmüştü. Bekleme koltuğuna ilişti. Bavulunun sapına bağladığı bir fuları bileğine doladı. Uykuya dalarsa bavul ve içindekiler emniyette olsun istemişti. Gözleri yavaş, yavaş kapandı; koltuğun sert zemini yatak, gecenin loş karanlığı yorganı olmuştu. Bu gecede Kıbrıs’ta cephe hattında kazılmış toprak mevzide geçirdiği gecelerden biriymiş gibiydi. Ama en büyük farkı ertesi gün Sara’sına kavuşacak olmasıydı…

     Sabah olduğunu uçakların kalkış anonslarından anlamıştı. Yattığı yerden doğruldu. Havaalanının metal bekleme koltuğunda geçirdiği bu geceyi hiç unutmayacaktı! Her yanı ağrıyordu…

    Saatine baktı, uçağının kalkmasına iki saat kalmıştı. Salondaki lavaboya doğru yürüdü. Elini yüzünü yıkadı. Bu ona iyi gelmişti. Sonra uçağa biniş için gerekli işlemleri yaptırdı. Bekleme salonuna geçtiğinde uçağın kalkmasına bir saat kalmıştı. Bu arada midesinden açlık sesleri duyulmaya başlamıştı! En son iki gün önce NATO karargâhından ayrılmadan önce yemek yemişti. Ama o açlığa dayanıklıydı. Kaldı ki, onun yemeğe değil, sevdiği kadını görerek hasret gidermeye ihtiyacı vardı…


Orjinal Köşe Yazısına Git
— KÖŞE YAZISI SONU —