Sarp, artık veda zamanı diyerek ayağa kalktı:
• Değerli dostum sizi hiç ama hiç unutmayacağım. Bana göstermiş olduğunuz yakın ilgi, bu en zor günümde beni misafir etmenizi herkese anlatacağım. Eğer bir gün yolunuz Türkiye’ye düşerse lütfen bana geliniz. İşte bu ülkemdeki adresim diyerek Andre’ye sarıldı. Torununa da teşekkür ettikten sonra ‘’Hoşçakalın, beni unutmayın’’ dedi.
Evden ayrılacağı sırada Andre’nin torunu; ‘’Hay Allah nasıl unuttuk? Sizi gideceğiniz yere bırakmalıyım. Lütfen bekleyiniz’’ dedikten sonra aceleyle giyindi, o önde Sarp arkasında arabaya doğru yürüdüler.
Sarp:
• Zahmet olacak ama beni lütfen tren garına bırakır mısınız? Dedi.
Tren garında inen Sarp, genç kıza veda etti. Şimdi onu bekleyen zor bir engel daha vardı! Türkiye’ye nasıl dönecekti? Çünkü hiç parası kalmamıştı…
Sarp bunları yaşarken, akşam olanlardan haberi olmayan Sara yeni bir güne başlamış, akşam Henry’nin bahçesinde yenen yemeğe bir anlam veremese de, yemek sırasında annesinin durup, dururken büyük bir coşku ile kadeh kaldırmasını, hele ki; ‘’Henry ve Sara’ya içelim’’ demesine takılmıştı! Hem bu coşku Monica’nın gelmesiyle birden yaşanmıştı! Neler olmuştu? Annesi yine neleri planlamıştı? Bu düşüncelerin içinde günün akışına kendini kaptırdı…
Sarp Üsteğmen tren garına gelir gelmez Türkiye’ye en ucuz ve en kısa yoldan nasıl gidebileceğini öğrenmek için garda bulunan danışma bürosuna gitti. Buradaki görevliden Türkiye’ye gitmek için ne yapabileceğini sorduğunda görevli Almanya üzerinden Türkiye’ye gitmesinin en doğru yol olduğunu, hem bu yolculuğun bilet ücretinin de en uygunu olacağını öğrendi.
Ancak bu yolculuğu nasıl yapacaktı? Tren biletini almak için paraya ihtiyacı vardı. Bu sorunu çözmek için gardaki bekleme koltuklarından birisine oturdu. Düşünmeye başladı buraya yakın bir ikinci el mağazası, ya da bitpazarı var mıydı acaba? Sonra da bu soruyu az önce uğradığı danışma bürosundaki görevliye sordu.
Görevli Finlandiya’da ikinci el eşya alım-satımının çok oturmuş olduğunu, hemen hemen her mahallede böyle bir yerin bulunduğunu, tren garına bir kilometre mesafede bir ikinci el dükkânı olduğunu, ondan bir kilometre sonra da bir bitpazarı bulacağını söyledi. Sarp çok rahatlamıştı. Çünkü kolunda taşıdığı baba yadigârı altın kol saatini satmayı aklına koymuştu. Türkiye’ye ancak bu şekilde dönebilecekti.
Danışma bürosuna valizini bıraktıktan sonra tarif edilen dükkâna doğru yürümeye başladı. Kısa bir yürüyüşten sonra ikinci el eşya satan mağazaya gelmişti. İçeriye girdi. Kolundaki saati göstererek satmak istediğini söyledi. Ancak mağaza sahibi kullanılmış eşya almadıklarını, sadece sattıklarını söyleyerek, Sarp’a bu saati satabilecek dükkânların bitpazarında olduğunu söyleyerek, orayı tarif etti.
Sarp bitpazarına geldiğinde birçok insanın burada tezgâh açtığını gördü. İçinde çeşitli saatlerin bulunduğu bir tezgâha yaklaştı. Kolundaki saati göstererek satmak istediğini söyledi. Ancak tezgâh sahibi ile anlaşmak pek mümkün olamayacaktı, çünkü İngilizce bilmiyordu. Sarp, pazardan içeri girdi. Bu defa vitrininde türlü, türlü saat olan bir dükkân gördü. Dükkândan içeriye girdi. Saatini satmak istediğini söyledi. Dükkân sahibi yaşlı bir adamdı.
Sarp’a şöylece bir baktı:
• Sen buralı değil misin diye sordu? İngilizceyi çok iyi konuşuyordu.
Sarp; ‘’Kendisinin Türk olduğunu, buraya çok sevdiği kadın uğruna onu görmek için geldiğini, ancak geri dönüş için parası bittiğinden babasından yadigâr bu saatini satmak istediğini’’ anlattı.
Dükkân sahibi saati bir kez daha inceledikten sonra; Sarp’ın Türkiye’ye gidebilmek için lazım olan parayı hesaplamaya başladı. Hatta tren garına telefon ederek, önce Almanya’ya oradan da Türkiye’ye gitmek için lazım olan bilet parasının öğrendikten sonra, Sarp’a dönerek:
• Bak genç adam, Türkiye’ye trenle gitmen yaklaşık dört gece beş gün sürecek. Sana hem bilet paranı, hem de yolda gereken yiyecek paranı vereceğim. Bir başka yere gitsen bu saat altın da olsa da bu kadar para vermezlerdi. Ama ben vereceğim. Çünkü senin buraya geliş maksadın beni çok etkiledi. Bu nedenle sana yardım etmek istiyorum.
DEVAM EDECEK...