Sarp’ın Helsinki tren garından hareket eden Almanya treni yavaş, yavaş Berlin’e yaklaşırken; Sarp da kompartımanında geçen geceler boyunca ardında kalan o acılı süreci düşünerek bundan sonraki hayatını nasıl geçireceğinin planını yapmaya çalışıyordu!
Ama yapmış olduğu bu hayat planlamasının içinde olmayan Sara aklına geldikçe çıldıracak gibi oluyor, çaresizliğin verdiği acı ile kavrulan yüreği, aklının önüne geçtiği için bundan sonra ne yapacağının kararını bir türlü veremiyordu!
Ancak Helsinki’de tanık olduğu o görüntü gözlerinin önünden hiç gitmiyordu…
Canından çok sevdiği kadını bir başka erkeğin yanında görmesi, bir de üstüne üstlük küçücük bir çocuğun da bu ikilinin yanında oluşu, ona hayatı bir anda zehir etmişti. Belli ki Sara çok mutluydu, onu çoktan unutmuştu! Böylesine mutlu bir aile tablosu karşısında o da yapabileceği en doğru şeyi yapmış, Sara’ya görünmeden oradan ayrılmıştı.
Ayrılmıştı ama Sara’nın sevgisi ile dolu yüreği, birlikte geçirdiği günlerde oluşan o tutkulu anılar onu hiç yalnız bırakmıyor; diğer taraftan Helsinki’de gördüklerine, yaşadıklarına da isyan ediyordu…
Olan olmuş, ona göre Sara’sını kaybetmişti… Ama onu unutamayacağına o kadar emindi ki!
Onu hatırlatan en ufak bir an, bir obje, bir yaşanmışlık, bir görüntü; Sarp’ı bir anda Sara ile yaşadığı o doyumsuz günlere götürüyor, bu da canını çok yakıyordu. Böyle bir hayata nasıl, daha ne kadar dayanabilecekti? İşte bunun cevabı çok zordu! Hatta hiç yoktu…
Sarp’ın Helsinki’ye kendisini görmeye geldiğini öğrenen Sara çoktan kararını vermişti. Bir an önce Türkiye’ye giderek Sarp’ı bulacak, o gün gördüklerinin ona söylenen gibi olmadığını, annesi ve arkadaşının kurguladığı o acımasız senaryo nedeniyle görüşemediklerini anlatacaktı.
Onu öylesine çok özlemişti ki, sevdiği adamın her türlü engeli aşarak Helsinki’ye kadar gelmesi, görüşmelerine bir adım kala o acımasız senaryo nedeniyle onu göremeden Türkiye’ye dönmesi, içine evlat acısı gibi çökmüştü. Bu kötü senaryoyu planlayan annesi ve arkadaşını hiçbir zaman affetmeyecekti.
Sara vermiş olduğu karar sonucunda Türkiye’ye giden ilk uçaktan bilet almış, bir an önce Sarp’a kavuşmanın heyecanıyla valizini çoktan hazırlamıştı. Ancak Sarp’ın nerede olduğunu bilmiyordu! Ona nasıl ulaşacaktı? İyice düşündükten sonra aklına Kıbrıs’taki ortak arkadaşları Metin geldi. Metin’e ulaşırsa Sarp’a da ulaşabileceğini hesaplamıştı.
Bu düşüncesini uygulamak üzere Kıbrıs’a Metin’e telefon açtığında gün henüz sona ermemişti. Kıbrıs’ta saat akşam üzeridir diye düşünmüş, Metin’e taksi durağından ulaşabilmek için telefon etmişti.
Telefon uzun, uzun çaldıktan sonra telefona çıkan şahıs Metin’in artık burada çalışmadığını ama ona ulaşacağı telefonu verebileceğini söyleyince; Sara çok sevinmişti. Metin Lapta’ya yerleşmişti. Taksi durağındaki arkadaşı Sara’ya Metin’in ev telefonu numarasını yazdırdı. Ayrıca Sara’dan aldığı telefon numarasını da Metin’e vereceğine söz verdi.
Sara telefonu kapatır kapatmaz, Metin’in ev telefon numarasını çevirdi. Telefon uzun, uzun çaldıktan sonra, telefonun ucunda bir kadın sesi belirdi. Sara kendisini tanıttıktan sonra Metin ile görüşmek istediğini söyledi. Telefona çıkan kadın bir an duralamış, önce Sara’nın heyecanla söylediklerini anlayamamıştı! Sonra da Sara’ya birkaç dakika beklemesini söyleyerek, bahçede çalışan Metin’e haber vermek için dışarıya çıkmıştı.
Belli ki, Metin evlenmişti…
Sara telefonda uzun bir süre bekledikten sonra telefonun ucunda soluk soluğa kalmış bir şekilde Metin’in sesi duyuldu:
- Aman Allah’ım Allooo Sara yenge sen misin? Sara yenge sen misin napan yahu? Neredesin sen? Yoksa buracta mısın?
Sara da Metin’in sesini duyunca oldukça heyecanlanmıştı! Öyle ya, Sarp ile Kıbrıs’ta yaşadığı her ne varsa bunu en iyi bilen Metin’di, Sarp’ın kan kardeşim dediği Metin…
- Metin’ciğim evet benim Sara. Ben de sesini duyduğuma çok sevindim. Şimdi beni iyi dinle Sarp’tan hiç haberin var mı? Seni hiç aradı mı? Türkiye’deki adresini biliyor musun? Diye sordu…
DEVAM EDECEK..