Osman DOST

Tarih: 29.11.2025 23:28

Korkusuzca Meyve Sebze Yiyemediğimiz Günler

Facebook Twitter Linked-in

 

Son yıllarda sofralarımıza koyduğumuz her sebze ve meyve, ne yazık ki içimizde bir tedirginlik yaratıyor. Gıda zehirlenmeleri ve bu zehirlenmelere bağlı ölüm vakalarının artması, vatandaşın güvenini ciddi şekilde sarstı. Pazardan alınan bir domatesin, manavdan seçilen bir marulun dahi “acaba gerçekten sağlıklı mı?” sorusunu akla getirdiği bir dönemden geçiyoruz. Bu güvensizlik öylesine derinleşti ki, ülkede sebze-meyve tüketimi hissedilir derecede düştü.

 

Gün geçmiyor ki komşu ülkelerden geri çevrilen tarım ürünlerimizle ilgili yeni bir haber okumayalım. Bulgaristan’ın, Rusya’nın veya başka ülkelerin Türk sebze ve meyvelerinde insan sağlığına uygun olmayan kimyasal kalıntılar tespit edildiğini açıklaması artık sıradan bir durum hâline geldi. Bu geri gönderilmeler yalnızca ihracat rakamlarımızı olumsuz etkilemiyor; aynı zamanda ülke prestijini zedeliyor, çiftçimizin emeğini boşa çıkarıyor ve en önemlisi, iç piyasadaki vatandaşı daha da endişeye sürüklüyor.

 

Artık şu gerçeği açıkça görmek zorundayız:

Tarım üreticisini bilinçlendirmeden, denetimleri artırmadan, bilimsel üretim yapılmasını sağlamadan bu kısır döngüden çıkamayız.

 

İhracatın sürekli artması, tarım ürünlerimizin hedef pazarlarda güvenle satılması ve ithalatçı ülkelerden ürünlerimizin geri gönderilmemesi için iki büyük adım şarttır:

 

Tarım üreticisinin zirai ilaçlar, gübre kullanımı, hasat zamanı ve kalıntı değerleri konusunda eğitilmesi,

 

Tarım bölgelerinde yeterli sayıda ziraat mühendisi ve kimyagerin istihdam edilmesi.

 

Bu adımlar atılmadıkça, pestisit kalıntısı sorununu çözmemiz mümkün değildir.

 

Özellikle kahvaltılarımızın vazgeçilmezi olan marul, domates, salatalık gibi ürünler, ne kadar yıkanırsa yıkansın, gerektiğinden fazla ya da yanlış zamanda kullanılan zirai ilaçlar nedeniyle sağlık açısından risk oluşturuyor. Üstelik tüketici olarak bizler, ürünün dış görünüşüne bakarak sağlıklı olup olmadığını anlamaktan çok uzağız. Parlak görünen bir elmanın, iri bir domatesin ya da kusursuz bir biberin aslında yoğun kimyasal işlemden geçmiş olması ihtimali hep aklımızda.

 

Peki bu tablo kaderimiz mi? Elbette değil.

 

Toprağını Seven Ülke, Halkını da Sağlıklı Tutmayı Başarır

 

Tarım, bir ülkenin yalnızca ekonomik değil, aynı zamanda stratejik gücüdür. Bugün gelişmiş ülkelerin neredeyse tamamında tarım arazileri ve üretim, sıkı kurallarla denetleniyor. Üretici, bir üründe hangi ilacı ne kadar kullanabileceğini, hangi gün hasat edebileceğini, hangi koşullarda paketleme yapması gerektiğini en ince ayrıntısına kadar biliyor. Çünkü biliyorlar ki güvensiz gıda, sağlıksız toplum demektir.

 

Bizde ise üretici çoğu zaman hem bilgisizliği hem de ekonomik baskıları nedeniyle yanlış uygulamalara yöneliyor.

“Komşu çiftçi bu ilacı kullanmış, iyi sonuç almış” söylemi hâlâ en yaygın bilgi (!) kaynağı.

Bilinçsizce kullanılan damla sulama gübreleri, kontrolsüz pestisitler, hatalı hasat zamanları… Sonuçta hem ihracatımız zarar görüyor hem de vatandaşın sağlığı tehlikeye atılıyor.

 

Eğer biz bu ülkenin çocuklarının, geleceğinin sağlıklı olmasını istiyorsak; eğer sofralarımızdaki domatesi gönül rahatlığıyla yemek istiyorsak; eğer dünya pazarlarında “Türk malı” etiketinin güven sağlamasını istiyorsak tarımda bilimi merkeze koymak zorundayız.

 

Çözüm Çok Açık: Denetim, Bilim ve Eğitim

 

Tarımda sorunlarımız karmaşık gibi görünse de çözüm aslında oldukça net:

 

1. Üretici Eğitimi

 

Üreticiye doğru ve güncel tarım bilgisi ulaşmadıkça sonuç değişmez. Toprak analizi nasıl yapılır, pestisit kalıntı limitleri nedir, yasaklı ilaçlar hangileridir, hasat öncesi bekleme süresi neden hayati önem taşır? Bu bilgiler üreticinin cebinde değil, zihninde olmalıdır.

 

2. Ziraat Mühendislerinin Etkin Rolü

 

Her üretim bölgesinde yeterli sayıda ziraat mühendisi görevlendirilmelidir. Bu mühendisler yalnızca denetleyici değil, aynı zamanda yol gösterici olmalıdır.

 

3. Kimyager ve Laboratuvar Altyapısının Güçlendirilmesi

 

Ürünlerin tarladan tüketiciye ulaşana kadar düzenli olarak analiz edilmesi, riskli ürünlerin piyasaya girişini ciddi biçimde engeller.

 

4. Cezai Yaptırımların Keskinleştirilmesi

 

İnsan sağlığını tehlikeye atan üretim anlayışına kesinlikle tolerans gösterilmemelidir.

 

Tüketicinin de Sorumluluğu Var

 

Biz tüketiciler de organik pazarları tercih ederek, üreticiden üreticiye destek modellerini artırarak, bilinçli sorular sorarak bu sürece katkı sağlayabiliriz. “Bu ürün nerede yetişti?”, “Hangi sertifikaya sahip?”, “Hasat tarihi nedir?” gibi soruların sorulması bile marketlerin daha dikkatli olmasını sağlar.

 

Sonuç: Korkusuzca Domates Yemek Lüks Değildir

 

Bir ülkede vatandaş, marketten aldığı domatesi korkusuzca yiyemiyorsa, orada ciddi bir tarım sorunu var demektir. Bu sorun çözülebilir mi? Evet, hem de çok kısa sürede. Yeter ki doğru planlama yapılsın, doğru uzmanlar doğru noktalara yerleştirilsin, üretici yalnız bırakılmasın ve denetim mekanizmaları tavizsiz işletilsin.

 

Hepimiz istiyoruz ki sabah kahvaltısında masamıza koyduğumuz bir marul, bir domates bize endişe değil, sağlık versin.

Toprağımız bereketli, çiftçimiz çalışkan, ülkemiz güçlü… Eksik olan tek şey bilimsel üretim disiplinini tam anlamıyla hayata geçirmek.

 

Ve bunu yapmak için geç kalmış değiliz.


Orjinal Köşe Yazısına Git
— KÖŞE YAZISI SONU —