Silivri’nin soğuk rüzgârları yine bir siyasi davaya tanık oluyor. Silivri’deki İBB davasının ilk dört gününe gazeteci gözüyle bakınca AKP iktidarının simgesi haline gelmiş bir yer görüyoruz.
Uzun uzadıya sosyolojik analiz yapmak için başlı başına bir yazı yazmak gerekir.
Bugünlük neler yaşandığını takip etmekte zorlanan okuyucularım için bir özet geçmek istiyorum.
Öncelikle şunu söyleyeyim pazartesi günü başlayan 407 sanıklı İBB davasının ilk dört gününde savunmalardan çok mahkeme heyetinin başta Ekrem İmamoğlu olmak üzere sanıklara tavrı damga vurdu.
Fakat dava başlar başlamaz dikkat çeken bir şey oldu. Normalde, sanıkların harf sırası veya “örgüt lideri”, “üyesi” ve “yöneticisi” savunma yapar. Burada bir düzenleme yapılmış. İtirafçılar davanın başında ifade veriyor. Cevap vermek isteyen olunca “sıran gelince” deniyor. İtirafçıların söyledikleri de iktidar medyasında oyun hamuru gibi çelişkilerine, doğruluğuna bakılmadan tamamen gerçekmiş gibi çarşaf çarşaf yayımlanıyor.
‘İFTİRA MAKAMI’
İşte kumpas tartışmaları da burada başlıyor.
Davanın siyasi odağında da kuşkusuz Ekrem İmamoğlu bulunuyor. 12 metrekarelik hücresinde 15 ay yargılanmadan yaşamak zorunda bırakılan İmamoğlu’nu izleyenler yargılananın değil yargılayanın İmamoğlu olduğunu anında gördü.
Davayı bir kumpas olarak niteleyen İmamoğlu, özellikle dördüncü günde savcılığın sunduğu rakam tablolarına sert çıktı.
Mustela - Kaşıntı ve Kuruluğa Karşı Etkili BakımÇok kuru ve atopiye eğilimli ciltler için yoğun nem ve yatıştırıcı bakım. Cilt bariyerini destekleyen Mustela Stelatopia ile kuruluğa veda edin.Mustela
“İftira makamı yalan söylüyor” diyerek iddianamedeki mali verilerin ve iddiaların gerçek dışı olduğunu savunan İmamoğlu, suçlamaların sadece kendisini değil, halkın iradesini hedef aldığını vurguladı.
Duruşma savcısına yönelik de konuşan Ekrem İmamoğlu, “Biraz mertliğiniz varsa bu insanları bırakın, tek başıma benimle mücadele edin” ifadelerini kullandı. Bu sırada duruşma savcısının İmamoğlu’na parmak sallayarak “haddini bil” dediği iddia edildi.
Heyetin, duruşma bittikten sonra salondan ayrılması sırasında İmamoğlu, “Yazıktır bu millete, yazıktır bu memlekete. İşte böyle kaçarak gidersiniz” şeklinde konuştu. Salonda bu sırada, “Kurtuluş yok tek başına, ya hep beraber ya hiçbirimiz”, İmamoğlu salondan ayrılırken de “Cumhurbaşkanı İmamoğlu” sloganı atıldı.
Davanın ikinci gününde İmamoğlu’nun salona alınması sonrası kürsünün önünde jandarma ile önlem alındı. İmamoğlu, mahkeme başkanına, “Bu yaptığınız yüz karasıdır. Alnınıza yapıştı. Boşuna gerginlik yaratıyorsunuz. Kimden talimat alıyorsunuz?” diyerek tepki gösterdi.
Davadaki en kritik soruyu ise eski milletvekili Aykut Erdoğdu sordu. Davanın da özetiydi aslında. Erdoğdu mahkeme heyetine dönerek, “Ekrem İmamoğlu cumhurbaşkanı adayı olmasaydı biz 400 kişi buraya gelir miydik” ifadelerini kullandı.
Mahkemede Aykut Erdoğdu’nun avukatları, davanın temelini oluşturan geridönüşüm fabrikası devir sürecinde AKP’li üyelerin aktif rol aldığını anlattı.
Savunmada, devir sürecinin firmanın İSTAÇ’a başvurusuyla başladığı ve Aykut Erdoğdu’nun bu noktada sadece bir irtibat kurularak konuyu teknik yetkililere (İSTAÇ genel müdürü ve ilgili başkan danışmanı) yönlendiren kişi olduğu belirtildi.
Konunun nihai karar organı olan İBB Encümeni’ne geldiğine dikkat çeken avukatlar, o tarihte encümen içerisindeki seçilmiş beş üyenin tamamının AKP’li olduğunu ve kararın bu üyelerin onayıyla bürokratlarla birlikte oybirliğiyle alındığını vurguladı.
‘RÜŞVETE ARACILIK’
Teknik birimlerin olumlu raporlarına ve AKP’li üyelerin onay imzalarına rağmen, sürecin idari mimarlarının yargılama dışı tutulup sadece muhalif isimlerin “rüşvete aracılık” ile suçlandığı açıklandı.
Davanın kritik isimlerinden biri ise Özgür Karabat’ın şoförü Sırrı Küçük...
Çünkü mahkemedeki savunmasında, cezaevindeyken kendisine “itirafçı olması için baskı yapıldığını” dile getirdi.
Sırrı Küçük, rüşvet iddiasına, “5 milyonluk para alacağım, yüzlerce kameranın olduğu yerde ve elimi kolumu sallayarak gideceğim öyle mi? Vicdanım çok rahat. Allah bana öyle paralar yedirmesin. Ben bu yaşıma kadar haram lokma yemedim, bu saatten sonra da yemem” diyerek yanıt verdi.
CHP PM üyesi Baki Aydöner’in kardeşi olması nedeniyle dosyaya dahil edilen Bulut Aydöner ise üçüncü gün yaptığı savunmada iddiaların odağındaki “gayrimenkul” trafiğine dair sert açıklamalarda bulundu.
Aydöner hakkındaki temel suçlama; İBB’den alacaklarını tahsil etmek isteyen bir iş insanından (Serbülent Danış), ağabeyi Baki Aydöner aracılığıyla rüşvet olarak Şile’de iki adet taşınmazı devraldığı iddiasıydı.
Halbuki Aydöner, iddianamede yer alan “karşılıksız devir” iddiasına karşı, tapu masraflarını kendi cebinden ödediğini ve satışın beş tapu memurunun önünde resmi imzalarla yapıldığını belgeledi.
Özellikle savcılığın gündeme getirdiği “senetler” konusuna ise “Benim tüm işlerim e-imzalıdır. O kaşe benim resmi kaşem değil. Kendini kurtarmak için itirafçı olan birinin sahte evrak düzenlemesi zor değil” diyerek yanıt verdi. Aydöner ayrıca, 30 yıldır aynı adreste yaşamasına rağmen kaçma şüphesiyle tutuklanmasına ve cezaevinde “cinayet koğuşunda” tutulmasına isyan etti.
‘ÇANTAYLA GELENLER’
Mahkemeyi karıştıran isim ise Ağaç AŞ satın alma müdürü itirafçı Ümit Polat oldu. Polat’ın sözleri davanın “itirafçı” ayağının ne kadar kırılgan olduğunu gösterdi.
Kurumda yolsuzluk olduğunu iddia eden ancak bu iddiaları somut rakamlar ve belgelerle destekleyemeyen Ümit Polat, sanık avukatlarının bütçe soruları altında ezildi. “Çantayla gelenleri gördüm” dese de kimin ne kadar aldığını söyleyemedi.
Seçimle ilgili para toplandığına dair Polat, “Milletin konuştuğunu söylüyorum. Duydum ben zaten. Hiçbir ifademde ‘Gördüm’ demedim ki” ifadelerini kullanınca dava daha ilk günden şüpheye düştü.
Davayı karıştıran kısım da İstanbul Valisi Davut Gül ile ilgili söyledikleri oldu.
Vali Gül’ün kuzeni aracılığıyla olanları kendisine ilettiğini söyleyen Polat, “Vali ‘Ses çıkarmasın, beklesin’ demiş. Beklemeye başladım. 19 Mart’ta Ekrem İmamoğlu’nun tutuklanmasıyla başlayan süreçte gidip ifademi verdim. Dört-beş kişi adımı zikredip çıktılar” dedi.
Bunun üzerine apar topar açıklama yapan İstanbul valisi, “İBB veya İBB iştiraklerinde çalışan yakın ya da uzak hiçbir akrabam yoktur” demek zorunda kaldı.
Özetle ilk dört günü gerginlikler ve karşılıklı suçlamalarla tamamlanan dava, 16 Mart Pazartesi günü kaldığı yerden devam edecek.
Mahkeme heyetinin, iddialar kısmındaki çelişkileri nasıl tartacağını merak ediyorum.
İddianamedeki ve itirafçı beyanlarındaki çelişkilerin daha ilk haftadan bu kadar ayyuka çıkması ise iktidarın elini zorlaştırmaya devam edecek gibi görünüyor.